abd haberleri canlı haber
İslam Tarihi

Kerbela olayı nedir? Kerbela’da ne yaşandı? Kerbela tarihi nedir?

Müslümanların tarihi erken yüzyıllardan itibaren büyük acılar ve mücadeleler ile yoğurulmuştur. Hz. Peygamber’in Allah adına mücadeleye başlamasından itibaren o ve çevresindekiler başta olmak üzere tarihte eşine rastlanılmayacak acılar ve zulümler tarihi de başlamıştır. Allah elçisinin ve ashabının küfre karşı başlattığı mücadelede büyük acılar yaşanmış ve büyük kayıplar verilmiştir. Kuran’ın nüzulü ve Müslümanların başarıya ulaşması yaşanan zulümlere karşı verilen mücadeleler ekseninde eza ve cefa ile kazanılmıştır.

Kerbela olayına kadar İslam tarihinde birçok acı ve gözyaşı yaşanmış, nice zulümlere göğüs gerilmiş fakat Kerbela olayı tüm bu yaşananlardan daha büyük acılara ve sonraki yıllara miras olarak kalacak büyük mezhepsel travmalara sebebiyet vermiştir. Kerbela olayı sebepleri ve sonuçları bakımından Müslümanların başta siyasi, sosyal ve ekonomik olmak üzere o tarihe kadar olan bütün yaşantılarını değiştirmiştir. Kerbela’da yaşananların etkisi günümüze kadar devam eden büyük sorunları doğurmuş, kıyamete kadar Müslümanların kalplerinde ve zihinlerinde yaşayacak olan büyük bir acıyı miras bırakmıştır.

Hz. Peygamber’in 632 yılında vefatının ardından devlet başkanın kim olacağı ve Müslümanlara kimin önderlik edeceği tartışmaları Kerbela olayına giden sürecin ilk basamaklarından oldu. Bu süreç içerisinde yaşanan tartışmalar ilk inananların sabırlı ve dirayetli tutumları nedeni ile Müslümanların arasında ayrılıkçı fikir ve ortama dönüşmeden çözüme kavuşturulmuş oldu. İlk halife olarak Hz. Ebu Bekir’in seçilmesinin ardından sırasıyla Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali dönemlerinde hem bürokratik hem de devlet liderliği konusunda münferit olay, tartışma ve suikastlerle geçen zaman Kerbela’ya giden sürecin ikinci bir basamağı olmuştur. Özellikle de bu süreçte Muaviye önderliğinde devam eden eleştiri ve toplumsal baskılar Müslümanları yorgun düşürmüş ve yıpratmıştır. Hz. Peygamber’in yaşamı boyunca birlik ve beraberlik hususunda tarihte eşine rastlanılmayacak bir örneklik gösteren Müslüman halk ilk defa toplumsal olarak ayrışmaya ve parçalanmaya başlamıştır.

İlk inananlardan olan son halife Hz. Ali’nin Kufe’de öldürülmesinin ardından son halifenin taraftarları yeni halife olarak oğlu Hz. Hasan’a biad ettiler. Müslümanların yeni halife olarak Hz. Hasan’a bidat etmesinin kendi otoritesine karşı bir saldırı ve yenilgi olarak gören Muaviye Suriye, Filistin ve Lübnan’da bulunan komutanlarına savaş hazırlıklarına başlamaları için talimat vermiş ve aynı zamanda da Hz. Hasan’ı ikna etmek ve halifelikten vazgeçirmek için anlaşma yapmaya çalışmıştır. Bu süreçte tarihte zeka ve liderlik vasfı olarak önemli kişiler arasında gösterilen Muaviye savaştan daha çok Hz. Hasan ile anlaşma gayreti içerisindeydi. Özellikle savaşta Hz. Hasan’ı yenecek güce sahip olduğunun bilincinde olsa da eğer savaşarak halifeliği elde etmiş olsa bunun meşru bir halifelik olamayacağını ve tartışılabileceğinin de farkındaydı. Bu sebeple kurnaz bir siyasi düşünce ile öncelik olarak Hz. Hasan ile anlaşarak bu işi çözüme kavuşturmak istiyordu.

Hz. Hasan ise Muaviye’nin anlaşma teklifine yanaşmamış ve mücadele etmeyi göze almıştı. Yaşananların akabinde Hz. Hasan ve Muaviye taraftarları arasında savaş vuku bulmuş ve Hz. Hasan’ın taraftarları savaşta önemli bir üstünlük kurmuşlardır. Hz. Hasan’ın galip gelebileceğini fark eden Muaviye ise güçlü bir anlaşma şartları ile Hz. Hasan’a yeni bir anlaşma teklifi sunmayı denedi. Muaviye ve Hz. Hasan arasında yapılan anlaşma kabul edilmiş ve böylelikle Muaviye’nin halifeliği kabul edilmiş oldu. Anlaşmaya rağmen Hz. Hasan’ın varlığından rahatsız olan Muaviye ilerleyen süreçte son olarak Hz. Hasan’ın eşi Ca’de bint Eş’ as b. Kays’ı oğlu Yezid ile evlendirmek gibi bir çeşit vaatler ile kandırmış ve kocası Hz. Hasan’ı zehirlemesini istemiştir. Eşi tarafından zehirlenen Hz. Hasan bir süre hasta yattıktan sonra vefat etmiştir.

Hz. Hasan’ın vefatından sonra halifeliği saltanata dönüştürmek isteyen Muaviye oğlu Yezid’i halife olarak yerine tayin etme girişimlerini başlatmıştır. Halifeliğin hem saltanata dönüştürülmesini hem de kardeşi Hz. Hasan’ın şehid edilmesini kabul edemeyen Hz. Hüseyin ise bu yaşananlara tepki göstermeye ve karşı çıkmaya başlamıştır. Muaviye’nin 680 yılında ölümünden sonra tahta geçen oğlu Yezid, ilk iş olarak Hazreti Hüseyin’in biatını almak için girişimlerde bulundu. Yaşanan olaylara karşı tepkisi dinmeyen Hazreti Hüseyin biat etmemekte direnmiş ve bunun sonucunda şahsına ve ailesine karşı tepkiler artmaya başlamıştır. Hem şahsi hem de aile güvenliğini tehlikeden gören Hz. Hüseyin aile fertleri ile birlikte güvenli bir yer bulabilmek amacı ile Mayıs 680’de Mekke’ye doğru hareket geçti. Bu süreçte Mekke’ye gelen Kufeliler Hazreti Hüseyin’i şehirlerine davet ettiler ve Hz. Hüseyin’e destek olacaklarını ve Emevilere karşı mücadele edeceklerini beyan ettiler. Kufeliler daha önce hem babası Hz. Ali’ye hem de kardeşi Hz. Hasan’a ihanet etmişilerdi. Bunun farkında olan Hz. Hüseyin Kufeliler’in niyetlerini tam olarak anlamak için oğlu Müslim bin Akil’i Kufe’ye gönderdi. Kufe’de 18 bin kişi Müslim’in şahsında Hazreti Hüseyin’e biat ettiler. Fakat Kufeliler ihanetlerine bir yenisin daha ekleyerek Müslim bin Akil’in Emeviler tarafından öldürülmesine göz yumdular.

Oğlu Müslim bin Akil’in öldürüldüğü haberini almayan Hazreti Hüseyin, aile fertleri ile birlikte iyi niyetli olduklarını düşündüğü Kufeliler’in davetine icabet etmek için Kufe’ye doğru yola çıktı. Hazreti Hüseyin Kufe yoldayken Müslim’in başına gelenleri haber almış fakat Müslim’in oğullarının babalarının intikamını almak istemeleri üzerine Kufe’ye gitmekten vazgeçmeyerek yoluna devam etti.

Hz. Hüseyin ve kafilesinin öç almak duygusu ile harekete geçtiği haberini alan Kufeliler, Kufe Valisi Ubeydullah bin Ziyad’ın bin askerle gönderdiği komutan Hürr bin Yezid Hz. Hüseyin’in kafilesinin yola devam etmesini engellemiş ve izin vermemiştir. Kufe valisinin komutanı Hürr bin Yezid, Hazreti Hüseyin’e validen yeni bir emir gelinceye kadar Kufe ile Medine arasında bir yol takip etmesini söyledi. Bunun üzerine Hz. Hüseyin Fırat Nehri kenarındaki Kerbela Çölü’ne geldi. Hz. Hüseyin’in ardından Kerbela’ya gelen bir diğer isim Ömer bin Sa’d oldu. Kufe Valisi Ubeydullah, Ömer bin Sa’d’a Hazreti Hüseyin’den Yezid adına biat almasını, eğer Hz. Hüseyin Yezid’e biad etmezse suyla bağlantısının kesilmesini emretti. Biat teklifini kabul etmeyen Hazreti Hüseyin ve ailesi susuz bırakıldı. Burada Hz. Hüseyin, ailesi ve dostları yapılan zulme boyun eğmemek ve gerekirse ölmek üzere mücadele etme kararı aldılar.

Bu durumu değerlendiren Hazreti Hüseyin ve yanındaki arkadaşları, zulme boyun eğmemek için Allah yolunda ölme kararı aldı. Hazreti Hüseyin ile beraberinde bulunan 32 atlı ve 40 piyade, bölgede kurdukları çadırda savaş öncesi misk ve hamam otuyla bedenlerini temizleyerek şehadet hazırlığı yaptılar.

Daha sonra Hazreti Hüseyin ve beraberinde bulunanlar Yezid taraftarları ile Kerbela’da karşı karşıya geldi. Ömer bin Sa’d ilk oku atınca savaş başlamış oldu. Savaş meydanında Hazreti Hüseyin taraftarlarından birçok kişi şehid oldu ve geriye ehlibeytten başka kimse kalmadı. Hüseyin’in oğlu 19 yaşındaki Aliyyü’l Ekber savaşta Kufeliler tarafından mızrak ve kılıç darbeleriyle şehit edildi. Kufeliler aynı zamanda Hazreti Hüseyin’in diğer çocukları olan Cafer ve Abdullah’ı da şehit ederken şehid olan ehlibeyt mensuplarının kafalarını kesmek için adeta birbirleri ile yarıştılar.

Hazreti Hüseyin savaşta kahramanca bir mücadele sergilemiş fakat onunla teke tek mücadele etme cesaretine sahip olamayan Kufeliler büyük bir kalabalık ile Hz. Hüseyin’in üzerine saldırılar. Aldığı ok ve mızrak darbeleriyle atından yere düşen Hazreti Hüseyin’in başı kesildi ve bedeni atların ayakları altında çiğnendi. Hz. Hüseyin başta olmak üzere aile fertlerinin kesik başları Kufeliler tarafından Yezid’e gönderildi.

Kerbela’da yaşanan olay İslam dünyasındaki en büyük kırılma olarak tarihe geçti. Kerbela, Müslümanlar arasında yaşanan fikri ve mezhebi ayrılıkları hem körükleyen bir temel hem de en büyük zulüm olarak tarihte yerini aldı. Ehlibeyte yapılan zulüm, başlarının kesilmesi, susuz bırakılmaları ve soylarının kurutulmaları sonraki yüzyıllarda unutulamadan hafızalarda yer eden ve acısı asla dinmeyen bir travma olarak kaldı.

Yaşananların ardından Müslümanların Hz. Peygamber ve ashabının tecrübesinde geliştirmiş oldukları birlik ve beraberlik ruhu zedelenmiş ve yok olmuştur. İlk mezhepsel ayrılıklar bu dönemde başlamış ve daha sonraki yüzyılda Müslümanlar arasında meydana gelen çatışmaların temel noktasını Kerbela’da yaşananlar teşkil etmiştir.

Yaşananlar, Müslümanları siyasi ve fikirsel olarak ayrıştırmanın dışında kültürel olarak da dönüştürmüş ve taraflar arasında ortaya çıkan nefret birikerek devam etmiştir. Kerbela’da Hz. Hüseyin, aile efradı ve taraftarlarının çektikleri zulüm asla unutulmamış Arap, Fars ve Türk edebiyatında yaşanan acıları anlatan yüzlerce manzum eserler kaleme alınmıştır.

“Kerbela” kelimesindeki gam, keder ve üzüntü anlamlarına gelen kerb sözcüğü ile bela sözcüğü arasında bağlantı kurularak zulüm anılmaya ve hatırlanmaya devam ettirilmiştir. Kerbela’da yaşananlar erken dönemlerden itibaren Türk toplumu nezdinde de büyük yankılar uyandırmıştır. Türkmen zümreler başta olmak üzere Türk toplulukları Kerbela olayını her zaman anmış, eserlerinde konu edinmiş ve asla unutmamıştır. Aynı zamanda Kerbela, Türk edebiyatında önemli bir motif olarak her zaman yer almıştır. Türk tasavvufi hayatının en temel düşüncesini oluşturan Kerbela Türk kültürünü önemli ölçüde etkilemiş oldu. Kerbela ilerleyen süreçte Osmanlı Türklerinin hac ziyaretine giderken ilk uğrak noktalarından biri oldu ve önemini her zaman korudu.

Hazreti Hüseyin, ailesi ve beraberinde bulunanların Muharrem ayının onuncu günü olan “Aşure Günü”nde şehit edilmeleri nedeniyle bugün “matem günü” olarak yüzyıllardır anılıyor ve yaşatılıyor.

Bu yazı tarihçi Umut Güner tarafından kaleme alınmıştır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al