abd haberleri canlı haber
Biyografi

Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa kimdir? Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa hayatı nedir?

Köprülü Mehmed Paşa’nın büyük oğlu, vezîriâzam. 1635 senesinde Köprü’de doğdu. Yedi yaşındayken babası tarafından İstanbul’a getirilip, tahsile başlatıldı. Devrin tanınmış ilim adamlarından evvelâ Osman Efendi’den sonra da Karaçelebizâde Abdülaziz Efendi’den ders aldı. Babası Köprülü Mehmed Paşa, devlet yönetiminde büyük başarılar göstermesine rağmen zaman zaman kuvvetli bir tahsîl görememesinin sıkıntısını çektiğinden, oğlunun tahsiline ehemmiyet verdi. Henüz on altı yaşındayken önce hâriç, sonra dâhil müderrisi tâyin edilen Fâzıl Ahmed, 1657 yılında yirmi iki yaşında iken sahn-ı semân müderrisliğine yükseldi. Fakat bir müddet sonra müderrisliği bırakarak idâri göreve geçti ve vezâretle Erzurum daha sonra Şam eyâleti vâliliğine tâyin olundu.

Şam’da iken halktan alınan iki ayrı vergiyi kaldırdığı için halk tarafından çok sevildi. Dürziler üzerine yürüyüp, Şihâboğulları ile Maanoğullarını itaate zorladı ve bunların isyân hareketlerini önledi. Bu zamana kadar voyvodalık ile idare edilen Sayda, Beyrut, Safed havalisi ile Maan ve Şihâboğullarının bulundukları bölgeyi bir beylerbeyilik hâline getirdi. Bu başarıları üzerine Halep beylerbeyiliğine tâyin edildi. Ancak babasının hastalığı ve vasiyeti üzerine Edirne’ye hareket etti. Aynı zamanda babasının vefâtı da vuku bulunduğundan, gelir gelmez sadârete tâyin edildi.

Köprülü Mehmed Paşa zamanında, Erdel isyânları bastırılıp Erdel prensliğine Apafi Mihâil getirilmiş, fakat Anadolu’da isyânlar çıktığı için bölgeye tam bir istikrar kazandırılamadan ordu geri dönmüştü. Avusturya Habsburg hânedânı bölgede devamlı karışıklıklar çıkarmış, serdâr Köse Ali Paşa’ya yenilmelerine rağmen tecâvüzkâr hareketlerinden vaz geçmemişti. Bütün bu mes’eleleri halletmek için İstanbul’da yapılan toplantıda Erdel’e sefer açılmasına karar verildi. Hazırlıklar yapılıp ordu Fâzıl Ahmed Paşa komutasında Belgrad’a geldiği zaman, Avusturya elçileri anlaşma için geldiler. Fâzıl Ahmed Paşa ise eski vaziyetin iadesini ve Kânûni Sultan Süleymân Han devrindeki gibi 30.000 altın verginin ödenmesini istedi.

Şartlarının Avusturya tarafından kabul edilmemesi üzerine Uyvar üzerine yürüyen sadrâzam ve serdâr-ı ekrem Fâzıl Ahmed Paşa, yolda karşısına çıkan bir Avusturya ordusunu mağlûb edip, 17 Ağustos’da Uyvar’ı kuşattı. Bu arada kaleye yardıma gelen 30.000 kişilik bir Avusturya ordusu daha mağlûb edilip, sekiz gün süren bir kuşatmadan sonra kale aman ile teslim oldu. Uyvar müdafileri mal ve canlarına en ufak bir zarar gelmeden kaleyi terkettiler.

Uyvar’ın fethiyle kalenin emniyeti gündeme geldi. Bunun sağlanması için civardaki bir takım kale ve palangaların fethi gerekiyordu. Bunların en önemlisi olan Novigrad yirmi yedi günlük bir muhasaradan sonra ve bilâhare diğerleri de fethedildi. Kırım atlıları ise, Moravya ve Silezya ile Macaristan’ın Avusturya işgalindeki arazisine bir akın düzenlediler.

Kış mevsimi yaklaştığından ordugâhı Belgrad kışlağına taşıyan Fâzıl Ahmed Paşa, baharda yeni bir sefer açmayı plânlıyordu. Fakat kış mevsimi başlar başlamaz Avusturya ordusu harekete geçerek Zigetvar üzerine yürüdü. Bunu haber alan Fâzıl Ahmed Paşa, Halep beylerbeyi Gürcü Mehmed Paşa’yı önden düşman üzerine gönderip, kendisi de büyük bir kuvvetle yola çıktı. Fakat düşman Zigetvar kuşatmasını kaldırıp geri çekildi. Baharda Avusturya kuvvetleri tarafından muhasara edilen Kanije kalesini kurtaran Fâzıl Ahmed Paşa, civardaki birkaç kaleyi de fethetti. Uyvar’ın fethinden sonra peş peşe gelen başarılar, Avrupa’da heyecanın artmasına sebeb oldu. Zîrâ Avusturya’ya doğru önemli bir engel kalmamıştı. Başta Papalık olmak üzere, İspanyollar, Saksonya ve Brondenburg, Avusturya’ya asker ve para yardımında bulundular. Fransa kralı on dördüncü Louis de 5.000 Fransız gönüllüsü gönderdi. Bu kuvvetlerle birleşen Avusturya ordusu, başkumandan Montecuculi emrine verildi. Bu sırada Kanije’ye yakın Komer ve Egerseg kaleleri de Türk kuvvetleri tarafından zaptedildi.

Fâzıl Ahmed Paşa ise, ordusunun başında Saint Gatthard (Sen Gotar) mevkiine geldiğinde, mareşal Montecuculi kumandasındaki; Alman, Fransız, İspanyol ve diğer müttefiklerin kuvvetleriyle karşılaştı. İki taraf arasında yalnızca Raab nehri vardı. Alman kumandanı köprü teşkîlâtı noksan olan Osmanlı kuvvetlerinin nehri geçmelerini bekledi ve Türk topçusunun bombardımanı karşısında nehir kenarındaki kuvvetlerini gerideki ormana çekti. Köprülüzâde de müsait bir yerinden nehri geçip düşmanı bastıktan ve Raab yahut Yanıkkale’yi aldıktan sonra Viyarça’ya doğru gitmek plânını tatbik etmek istiyordu. Ancak ilk plânda köprünün yapımının gevşek tutulması, asker geçirilirken yıkılmasına sebeb oldu. Ayrıca altı bin kadar askerle sür’atle karşıya geçirilen Bosnalı İsmâil Paşa, düşman kuvvetlerini ormana kadar sürdü.

Sabahtan ikindiye kadar devam eden bu harbin ilk safhası Osmanlıların galibiyeti ile bitti. Fakat düşman tâkib edilerek veya gerekli tedbirler alınarak elde edilen muvaffakiyet değerlendirilemedi. Bu sırada yağan şiddetli yağmur, Osmanlı kuvvetinin bulunduğu yerdeki hareket kabiliyetini yok etti. Bu fırsattan istifâde eden Montecuculi, şiddetli bir taarruzla dört bin kadar Osmanlı askerini şehîd etti. Ancak kendi ordusunun da askerce zayiatı az değildi.

Fâzıl Ahmed Paşa’nın bu muvaffakiyetsizliği muahedeye te’sir etmedi. Bir şans eseri olarak kazanılan Sen Gotar muhârebesinden sonra düşman kuvvetleri bir adım ileri gidemedi. Osmanlı ordusu da Vasvar’a döndü. Burada Avusturya murahhasları ile yapılan görüşmeler sonunda Vasvar’da barış imzalandı.

Buna göre Avusturyalılar Erdel’de işgal ettikleri topraklardan çekilecekler, Erdel prensi Apafi yerinde kalacak ve prenslik Osmanlı himayesinde bulunacaktı. Yıkılan kaleler tekrar yapılmayacak, karşılıklı elçiler ve hediyeler gönderilecek, iki devlet arasında bundan önce imzalanan andlaşmalar da yürürlükte kalacaktı.

Fâzıl Ahmed Paşa bu andlaşmadan sonra bölgeden ayrılmayıp, Viyana’dan gelecek olan tasdikli muahede metnini bekledi. Tasdikli metin geldikten sonra, Belgrad’a döndü. Muahede hükümlerinin tatbikatına nezâret etmek üzere kışı Belgrad’da geçirip sonra Edirne’ye döndü (15 Temmuz 1665).

Sultan İbrâhim devrinde başlayan Girid’in fethi, iç karışıklıklar, Avrupa seferleri sebebiyle zamanında yardım gönderilememesi ve deniz yolunun Venedik donanmasının nakliye gemilerine taarruzu yüzünden uzamıştı. Ayrıca henüz fethedilmeyen kalelerin Avrupadan sürekli destek görmesi ve tahkim edilmesi mücâdeleyi Osmanlı aleyhine etkiliyordu. Avusturya cephesindeki savaşı bir andlaşmayla sona erdiren Fâzıl Ahmed Paşa, artık bu mes’eleyle ilgilenebilirdi.

Bu arada Girid serdârı Ankebut Ahmed Paşa’nın imdat mektubu göndermesi üzerine, hemen bir meclis toplanıp bu işin halledilmesi gerektiği karârı alındı. Mühimmat ve donanma tedârikine başlanıldı. Tehlikeyi sezen Venedik, elçi gönderip barış teklifinde bulunduysa da huzura kabul edilmedi. Dördüncü Mehmed Han Girid serdârlığına bizzat sadrâzam Fâzıl Ahmed Paşa’yı getirdi. Fâzıl Ahmed Paşa hazırlıkların tamamlanması üzerine 15 Mayıs 1666’da Edirne’den hareket etti. Gümülcine, Serez, Selanik ve Yenişehir yolu üzerinden Tesalya’ya gelerek Asker toplanması için bir kaç ay burada bekledi. Bu arada Eğriboz adasıyla Benefşe ve Selanik iskelelerinden, donanma muhafazasında Girid’e asker, mühimmat ve cephane nakledildi. Fâzıl Ahmed Paşa da 3 Kasım’da Benefşe’den yola çıkıp 6 Kasım’da Girid’e çıktı. Kışı Hanya’da geçirip, 25 Mayıs 1667’de Kandiye muhasarasını başlattı. Kandiye, yirmi altı ay süren uzun ve şiddetli çarpışmalar sonunda, 5 Eylül 1669’da vire ile teslim oldu ve Girid’in fethi tamamlandı (Bkz. Girid ve Seferleri).

1669-1670 kışını Girid’de geçiren ve meydana gelen hasarların büyük bir bölümünün onarılmasına bizzat nezâret eden Fâzıl Ahmed Paşa, üç buçuk yıl kaldığı adanın yönetimini vezir Ankebut Ahmed Paşa’ya bırakarak 1670 Mayıs’ının ilk günlerinde Girid’den ayrıldı.

1669 yılı Haziran’ında Pâdişâh Yenişehir yaylasında bulunduğu sırada bir elçi gönderip Leh kralı ve Tatar hanından şikâyetle himaye edilmesini ve Avrupa tarafına olan seferde Osmanlı ordusunda hizmetinin kabulünü istirham eden Ukrayna Kazakları Hatman’ı Doreşenko’nun isteği kabul edilmiş ve kendisine bayrak, tuğ ve mehterhâne gönderilmişti. Ancak Lehistan, Doreşenko üzerine saldırılarını yoğunlaştırarak bir kaç palangasını zaptetti. Bunun üzerine Lehistan’a karşı harekete geçmeye karar veren dördüncü Mehmed Han, Fâzıl Ahmed Paşa’yı da yanına alarak Edirne’den yola çıktı. Birinci Lehistan seferi denilen bu sefer sırasında Podolya’nın merkezi ve Lehistan’ın en müstahkem kalelerinden biri olan Kamaniçe, dokuz gün süren kuşatmadan sonra alındı (27 Ağustos 1672). Düşmanda bu kalenin kaybedilmesi şoku sürerken, Halep vâlisi Kaplan Paşa’yla Kırım hanı Selîm Giray ve Doreşenko’nun komutasındaki birlikler, Lehistan’ın ünlü başkomutanı Jan Sobieski’nin savunma hatlarını yarıp, Polonya içlerine girdiler ve irili ufaklı bir çok kaleyi ele geçirdiler. Bunun üzerine Lehistan çok ağır şartlar altında andlaşma imzalamak zorunda kaldı. 18 Ekim 1672’de Bucaş’da imzalanan bu andlaşmayla, Podolya, Osmanlı Devleti’ne bağlı bir eyâlet hâline getirildi. Ukrayna, Osmanlı Devleti’ne bağlı Kazak Hatmanı Doreşenko’ya bırakıldı ve Lehistan’ın Osmanlı Devleti’ne her yıl 220 bin duka altın ödemesi kararlaştırıldı. Podolya, eyâlet olarak Osmanlı Devleti’ne bağlandığı için henüz fethedilmemiş kale ve palangalar Lehistan tarafından terkedildi. Ancak muahede, başta başkomutan Jan Sobieski olmak üzere Lehlilere çok ağır geldi ve Lehistan diyet meclisi bu andlaşmayı tesdîk etmediği gibi, haracı göndermeyip, bâzı kaleleri de teslim etmediler. Bunun üzerine 1673’de ikinci Lehistan seferine çıkıldı. Lehistan ise, savaş hazırlıkları yapıyor ve Avusturya’dan yardım alıyordu. Diğer taraftan Eflâk ve Boğdan voyvodaları Ghika ile Stefan, Osmanlı Devleti’ne ihanet edip, Lehistan safına geçtiler. Jan Sobieski kumandasında bir ordunun Hotin’i muhasara ettiği haberi ordugâha gelince, dördüncü M’ehmed Han, Fâzıl Ahmed Paşa’yı serdâr tâyin ederek o tarafa gönderdi. Kendisi Babadağı kışlağına döndü. Bu arada kale ve Turla köprüsü muhafazasına 30.000 kişilik bir kuvvet ayırıp, Sarı Hüseyin Paşa komutasına verildi. Kaplan Mustafa Paşa da 12.000 kişilik bir kuvvetle Yaş’a gönderildiğinden, Türk ordusu bir kaç parçaya bölünmüş oluyordu.

Turla nehrinin karşı yakasında Hotin’i korumakla görevli Sarı Hüseyin Paşa, Jan Sobieski kumandasındaki 80.000 kişilik düşman ordusunun taarruzuna uğrayınca, kuvvetleri dağıldığından kale, Lehliler tarafından zaptedildi (Kasım 1673). Bunun üzerine Kırım kuvvetleri de yanında olduğu hâlde Hotin önüne gelen Fâzıl Ahmed Paşa, kaleyi kolayca ele geçirdi.

Rusların Doreşenko’nun bâzı kalelerini aldıkları haber alınması üzerine, Leh seferinden vazgeçilerek, Kazak hatmanına yardım edilmek üzere, Osmanlı ordusu Ukrayna’ya girdi. Bâzı kale ve palangalar alındı. Leh elçisi gelip Podolya ve Ukrayna’nın iadesi şartıyla anlaşma istediyse de kabul edilmedi. Bu arada Fâzıl Ahmed Paşa’nın hastalanması üzerine, 1675’de Lehistan serdârlığına İbrâhim Paşa tâyin edildi. Şişman İbrâhim Paşa, kısasürede kırk sekiz kale ve palangayı fethedince, Lehistan tekrar andlaşma istedi. 27 Ekim 1676’da Zorawno’da imzalanan andlaşma ile Podolya ve Ukrayna Osmanlı hâkimiyetinde kaldı.

Köprülü Fâzıl Ahmed Paşa ise, 1676 Ekim ayında Pâdişâhla beraber Edirne’ye dönerken yolda hastalığı daha da arttı. Kemerburgaz’daki Karabiber çiftliğinde bir süre dinlenmesi uygun görüldü. Ancak 2 Kasım’ı 3 Kasım’a bağlayan gece burada vefât etti. Cenazesi İstanbul’a getirilerek babasının Dîvânyolu’ndaki türbesine defnedildi.

Zekî, bilgili, alçak gönüllü ve hayırsever bir sadrâzam olan Fâzıl Ahmed Paşa, 15 yıl 4 ay süren vazifesi boyunca; ilme ve ilim adamlarına kıymet verdi. Babasının Dîvânyolu’ndaki türbe ve medresesinin yakınına bir kütüphâne kurarak kendi kitaplarını buraya devretti. Kendisi çok zengin olmadığından, hayratı babasınınkiyle kıyaslanamayacak kadar azdır. Uyvar, Kamaniçe ve Kandiye’de birer câmisi ve İzmir’de inşâatı, sonradan tamamlanan kargir bir hanı vardır.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al