abd haberleri canlı haber
İnsanlık Tarihi

Mantıku’t-Tayr nedir? Mantıku’t-Tayr kuşları neler? Mantıku’t-Tayr hangi döneme ait? Mantıku’t-Tayr özeti!

Ahi Evran’a müntesip olduğu tahmin edilen Gülşehrî’nin Gülşennâme diye de isimlendirdiği bu eseri, ünlü İranlı sûfî şairlerden Feridüddin Attar’ın (ö. 1221) Farsça olarak kaleme aldığı Mantıku’t-tayr’ın çevirisidir. Türkçeye çevrilen yazma nüshalarına göre farklılık gösterse de yaklaşık beş bin beyit kadar olup otuz bir bölümdür. H. Ritter, Mantıku’t-tayr’a konu olan asıl hikâyenin daha önce Muhammed Gazzalî tarafından Risâletü’t-tayr adıyla hem Arapça hem Farsça olarak işlendiğini belirtmektedir.

Eserin adındaki mantık kelimesi “söylemek, gönül diliyle anlatmak” anlamındadır. Tayr kelimesi “kuş” anlamına gelse de bu eserde salikleri sembolize etmektedir. Eserde vahdet-i vücut düşüncesi kuşlar üzerinden sembolize edilerek temsilî olarak anlatılmıştır. Hem kesreti hem vahdeti gösteren Simurg, Arap edebiyatında Anka adı verilen efsanevî bir kuştur. İsmi olsa da cismi yoktur.

Türk edebiyatında çok önemli bir yeri olan Mantıku’t-tayr’ın Türkçeye ilk manzum çevirisi Gülşehrî’nin 1317 yılında gerçekleştirdiği bu eserdir. Çeviri toplam 4438 beyittir. Gülşehrî, Attar’ın eserini esas almakla birlikte, çeviride birçok yeni ilaveler de yapmıştır. Konunun işlenişinde olduğu kadar hikâyelerin seçiminde de çok serbest hareket etmiştir. Bazı araştırmacıların belirttiğine göre Gülşehrî, Mantıku’t-tayr’a çeşitli eserlerden aldığı hikâyelerle birlikte 59 bölüm eklemiş, Attar’ın anlattığı birçok hikâyeyi ise eserine almamıştır. Böylece eserdeki asıl fikri işleyerek yeni telif ve özgün bir eser ortaya koymuştur. Bu ilaveleri yaparken Gülşehrî’nin Mevlâna’nın Mesnevî’si, Attar’ın Erarnâme’si Nizamî-i Gencevî’nin Heft Peyker’i ile Kelile ve Dimne, Kabusnâme gibi çok farklı eserlerden yararlandığı anlaşılmaktadır.

Eserde Hak yolunda “talep, aşk, marifet, istiğna, tevhit, hayret, ve fakr ü fena” adı verilen yedi vadi olduğu, bunları aşan kimsede benlikten eser kalmayacağı ana teması işlenir. Kuşların padişahı olduğuna inanılan Simurg’un özellikleri anlatıldıktan sonra asıl konuya geçilir. Bülbül, papağan, tavus, hüma, kaz, doğan, keklik, baykuş ve isimleri zikredilmeyen bazı kuşlar toplanır. Aralarına Hüdhüd de katılır. Hüdhüd, kuşları kendisine uydukları takdirde Hakk’ı bulacaklarına ikna etmeye çalışır. Hakk’ı Simurg temsil etmektedir. Kuşlar Hüdhüd’e çeşitli itirazlarda bulunur. O bunlara birer birer cevap verir. İsmi belirtilmeyen çeşitli kuşlar yine Hüdhüd’e ilim, adalet, gıybet, yalan, âriflik, şeyhlik, fütüvvet, sehavet, kerem, mürüvvet, vefa, hikmet, şeriat, tarikat, hakikat gibi birçok konuda sorular yöneltir. Zaman zaman ikiyüzlülük, günahkârlık, mecazi aşk, on iki ilim, nefis, hışım, gazap, aldatıcılık, ölüm korkusu, canların bir olup olmaması hakkında çeşitli sorular sorulur. Hüdhüd bu soruların hepsine ikna edici cevaplar verir. Ahiretle ilgili bir fasıldan sonra yolun kaç fersah olduğunu soran bir kuşa Hüdhüd, bu yoldan dönen olmadığı için tam olarak bilmediğini, bildiği kadarıyla yolun üzerinde talep, aşk, marifet, tevhit, istiğna, hayret, fakr u fena adlı yedi tane vadi olduğunu söyler. Sonunda Hüdhüd’ün başkanlığında Simurg’a kavuşma amacıyla yola koyulmaları, insanın Hakk’a, mekânsızlığa nispeti ve çeşitli öğütlerle eser tamamlanır.

Kuşların bazısı yolda kalır, bazısı eğlence seyrine düşer; bir çoğu buna benzer sebeplerle yoldan ayrılıp telef olurlar. Geriye kalan bir avuç kuş da Kaf Dağı’na ulaşır. Padişahın bulunduğu saraya varınca Simurg’u görmek için içeri girdiklerinde kendilerinden başka kimseyi göremezler ve Simurg’un kendilerinden ve kendilerinin de ondan başka bir şey olmadığını anlarlar ve hayrete düşerler. Sonuçta hepsi Simurg’da fani olur, ne yol ne yolcu ne de kılavuz kalır. Bunlar benliklerinden geçtikleri için tekrar kendilerini bulmuş olurlar. Fena ve yoklukla barıştıkları için kendilerine ulaşıp uyanırlar. Kendilerini dünyaya bağlayan maddi varlıkları bıraktıkları için sonunda mutlak varlığa kavuşmuş oldular. Başka bir varlıkla var iken, artık kendileri var olmuşlardır.

Azmi BİLGİN

KAYNAKÇA

Ahmet Kartal, “Attar’ın Mantıku’t-tayr’ı ile Gülşehri’nin Mantıku’t-tayr’ının Mukayesesi”, I. Kırşehir Kültür Araştırmaları Bilgi Şöleni (8-10 Ekim 2003) Bildiriler, Kırşehir 2004, s. 297-329; Amil Çelebioğlu, Türk Edebiyatında Mesnevi 15. yy. kadar (Sultan II. Murat Devri) (824-855/141-1451), İstanbul 1999, s. 48-49; Cem Dilçin, “Mantıku’t-Tayr’ın Manzum Çevirileri Üzerine Bir Karşılaştırma”, AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 36/1-2, Ankara 1993, s. 35-52; H. Ahmet Sevgi, “Mantıku’t-tayr”, DİA, XXVIII, s. 29-30; Kemal Yavuz, “Çeşitli Yönleri ile Mantıku’t-tayr ve Garibnâme Mesnevileri”, TDED, XXXI, İstanbul 2004, s. 345-356; aynı yazar, Gülşehri’nin Mantıku’t-tayr’ı [Gülşen-nâme]-Metin ve Günümüz Türkçesine Aktarma-, I-II, Ankara 2007; Müjgân Cunbur, Gülşehri ve Mantıku’t-tayrı, AÜ, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Basılmamış Doktora tezi, Ankara 1952; Nihad Sami Banarlı, Resimli Türk Edebiyatı Tarihi, I, İstanbul 1983, 377-380.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al