abd haberleri canlı haber
İslam Tarihi

Nişabur Mektebi ne demek? Nişabur Mektebi tarihi nedir? Nişabur Mektebi önemi nedir?

Horasan bölgesinde IX. yüzyılda tasavvufun önemli merkezlerden biri olan Nîşâbur, fütüvvet ve melâmet özellikleriyle tanınan bir merkez haline geldi. Bu mektebi temsil eden sûfîler arasında Ebû Hafs Haddâd, Yahya b. Muâz Râzî,Hamdûn Kassâr, Ebû Osman Hîrî, Ebü’l-Kâsım İbrahim Nasrâbâdî, Ebû Abdurrahman Muhammed b. Hüseyin Sülemî, Ebû Ali Dekkâk ve Abdülkerim Kuşeyrî öne çıkmaktadır.

Ebû Hafs Haddâd (ö. 260 / 874) Nîşâbur civarındaki Kurdâbâd köyünde doğdu ve burada yaşadı. Mesleği dolayısıyla “Haddâd” (demirci) diye tanınmıştır. Kaynaklar özellikle fütüvvet konusundaki fikirleriyle sûfîleri kendisine hayran bıraktığını belirtir. Ebû Hafs’a göre fütüvvet fedakârlık, diğerkâmlık, nefse hâkimiyet ve tahammül gibi unsurlar ihtiva eder. Fütüvvetin laf değil iş ve faaliyetten ibaret olduğunun üzerinde ısrarla duran Haddâd fütüvveti “başkalarına insafla muamele etmek fakat onlardan insaf beklememektir” diye tanımlar. Ayırım gözetmeden herkese iyilik yapılmasını, insanlara kerem ve cömertlikle muamele edilmesini ve onların acılarına ortak olunmasını fütüvvetin gereği sayar.

Hayatının büyük bir kısmını Nîşâbur’da geçiren Yahya b. Muâz Râzî (ö. 258 / 872) seyrü sülûk makamlarından sistemli şekilde bahseden ilk sûfîlerdendir. Kaynaklarda zikredilen sözlerinde zühd döneminden tasavvuf dönemine geçişin izleri görülür. Fütüvvet ve civanmerdliği halktan hizmet beklemek değil halka hizmet etmek olarak değerlendirir.

Nîşâbur mektebinin bir başka temsilcisi olan Hamdûn Kassâr (ö. 271/884) tasavvufta şekilciliğe şiddetle tepki gösteren Melâmiyye isimli akımın ilk temsilcisi kabul edilir. Hakikati korumayı fütüvvet olarak tanımlayan Hamdûn el-Kassâr’a göre bu yolun temsilcisi olan civanmerdin temel özelliği ihlâs ve tevazu sahibi olmak, nefsin istek ve arzularına karşı çıkmak ve hayattan kopmadan çalışıp çabalamaktır. Hamdûn Kassâr’ın düşünceleri ve yorumları kısa sürede Nîşâbur ve Horasan sınırlarını aşarak başka bölgelerde yaşayan sûfîleri etkilemiş ve Kassâriyye adında bir fırka oluşmuştur.

Ebû Osman Hîrî (ö. 298 / 910) Nîşâbur’da tasavvufun yayılmasında öncülük eden büyük sûfîlerden, fütüvvet ve melâmet hareketinin de temsilcilerindendir. Kovulduğu halde Ebû Hafs’ın sohbetine katılmakta ısrar etmesi, başına kül dökülünce ateş dökülmedi diye şükretmesi, kendisini yemeğe davet eden bir kişinin onu denemek için üç defa kapıdan geri çevirmesi Ebû Osman’nın fütüvvet ve melâmet ehlinden olduğunu gösteren menkıbelerdir. Onun fütüvvet ve melâmet anlayışını kendi kusurunu bilip başkalarını suçlamamak, tamahkâr olmamak ve alçak gönüllülüğü elden bırakmamak oluşturmaktadır.

Nîşâbur’un Nasrâbâd mahallesinde doğan Ebü’lKâsım İbrahim (ö. 367 / 978) Ebû Bekir Şiblî’nin müridlerindendir. Hadis ilmine özel ilgisi sebebiyle İran, Irak, Suriye ve Mısır’ı dolaştı. Uzun bir ayrılıktan sonra döndüğü Nîşâbur’da sohbet meclislerini oluşturarak görüşlerini yaymaya başladı. Vecd ve cezbe ehli sûfîler arasında sayılan Nasrâbâdî sırf Allah’ın rızâsını gözetmek maksadıyla dünya ve âhiretten yüz çevirmek ve bunlara tenezzül etmemek diye tanımladığı mürüvveti fütüvvetin şubesi olarak görür. Ona göre hakiki manada fetâ ve fütüvvet ehli, imanları uğruna mallarından, aile ve vatanlarından vazgeçen kimselerdir ki bunların başında Ashâb-ı kehf gelmektedir.

Nasrâbâdî’den hırka giyen Ebû Abdurrahman Muhammed b. Hüseyin Sülemî (ö. 412 / 1021) fütüvvet konusunda eser veren ilk sûfîdir. Kitâbü’lfütüvve adlı eserinde fütüvvetle tasavvuf arasında güçlü bir bağın olduğunu dile getirmiş, fütüvvete dair âdâb, ahlâk ve niteliklerin aynı zamanda bir sûfîde de bulunduğunu söylemiştir. Sülemî fütüvveti, “Hz. Âdem gibi özür dilemek, Nûh gibi iyi, İbrahim gibi vefalı, İsmail gibi dürüst, Mûsâ gibi ihlâslı, Eyyüb gibi sabırlı, Dâvûd gibi cömert, Hz. Muhammed gibi merhametli, Ebû Bekir gibi hamiyetli, Ömer gibi adâletli, Osman gibi hayâlı, Ali gibi bilgili olmaktır” şeklinde tarif ederek temel ahlâkî değerleri ve faziletleri fütüvvet kelimesine yüklemiştir.

Nasrâbâdî’nin bir diğer meşhur müridi Ebû Ali Dekkâk’a göre (ö. 405 / 1015) fütüvvet ahlâkı, kâmil manada Hz. Peygamber’den başkasında bulunmaz. Çünkü kıyamet günü bütün insanlar kendini düşünürken Resûl-i Ekrem ümmetini düşünerek onların affını isteyecektir. Ebû Ali Dekkâk’ın hem damadı hem de halifesi olan Abdülkerim Kuşeyrî ise (ö. 465 / 1072) fütüvvetin aslının, her hâlükarda Hakk’a muvafık hareket etmek olduğunu söyler. Ona göre fütüvvet Allah’a ve halka yönelik olmak üzere iki şekildedir. Allah’a yönelik fütüvvet, Allah’ın emirlerini hiçbir memnuniyetsizlik göstermeden yerine getirmektir. Halka yönelik fütüvvet ise adaleti gözetmek, insaflı olmak ve intikamı terk etmektir. “İnsanların hem bu dünyada hem de âhirette senin yüzünden zor durumda kalmamasını” fütüvvetin zirvesi olarak kabul eden Kuşeyrî dostların hatalarını görmezden gelmeyi, düşmanların da mahcup olmamaları için söylediklerine kulağı tıkamayı bu çerçevede değerlendirir.

Nîşâbur mektebine mensup sûfîler Basra mektebinden etkilenmekle birlikte, daha çok Horasan mektebinin tesiri altında kalmışlardır.

Abdürrezzak TEK

KAYNAKÇA

Ebû Abdurrahman es-Sülemî,Kitâbü’l-fütüvve (nşr. Süleyman Ateş), Ankara 1977; aynı yazar, Tabakāt (yay. Nureddin Şerîbe), Kahire 1986, s. 123, 484, 170; Ebû Nuaym el-Isfahânî, Hilyetü’levliya ve tabakâtü’l-asfiyâ, X, Kahire 1979, s. 229, 231, 244; Abdülkerîm el-Kuşeyrî, Risâle (çev. Süleyman Uludağ), İstanbul 1981, s. 61,111, 116,118, 142,305-311; Ali b. Osman el-Hücvîrî, Keşfü’l-mahcûb (çev. Süleyman Uludağ), İstanbul 1982, s.222, 224, 226, 234, 263, 267, 272; Herevî, Tabakât, s. 95, 121, 240; Attâr, Tezkiretü’l-evliyâ (trc. Süleyman Uludağ), İstanbul 2005, s.339, 363, 372, 435, 700, ; İbnü’l-Cevzî, Sıfatü’s-safve, V, 118, 122; Lâmiî, Nefehât Tercümesi, s. 111, 113; Şa’rânî, et-Tabakât, I, 96, 105, 172; Ebü’l-Alâ Afîfî, el-Melâmetiyye ve Sûfiyye ve ehlü’l-fütüvve, Kahire 1945, s. 14, 15, 44; Hasan Kamil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, İstanbul 2007, s. 124-127; Yüksel Göztepe, Abdülkerim Kuşeyrî’de Hâller ve Makâmlar, Ankara Ünv. Sosyal Bilimler Enstitüsü (yayınlanmamış doktora tezi), Ankara 2006, s. 339-340; Tahsin Yazıcı, “Ebû Hafs el-Haddâd”, DİA, X, 127-128; Mustafa Kara, “Hamdûn el-Kassâr”, DİA, XV, 455-456; Erhan Yetik, “Ebû Osman el-Hîrî”, DİA, X, 208; Reşat Öngören, “Nasrâbâdî, İbrahim b. Muhammed”, DİA, XXXII, 417418; Süleyman Uludağ, “Sülemî, Muhammed b. Hüseyin”, DİA, XXXVIII, 53-55; a.mlf., “Kuşeyrî, Abdülkerim b. Hevâzin”, DİA, XXVI, 473-475; Recep Uslu, “Dekkâk, Ebû Ali”, DİA, IX, 112.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al