abd haberleri canlı haber
Tarih Ansiklopedisi

Nuru Osmaniye Camii ve Külliyesi tarihi nedir? Nuru Osmaniye Camii ve Külliyesi önemi nedir?

Osmanlı’da 18. yüzyılın ilk çeyreğine rastlayan III. Ahmed döneminde (1703-1730)  hissedilmeye başlanan yenilenme isteği, Yirmisekiz Çelebi Mehmed’in Batıdaki gelişmeleri yerinde incelemek üzere Fransa’ya gönderilmesiyle (1720-1721) açığa çıkmıştı. Aynı dönemde Osmanlı başkentinde hayranlık uyandıran yapı ve bahçelerin benzerlerini yapabilmek için Avrupa ülkelerini anlatan çeşitli kitaplar da getirtilmişti. Söz konusu kitaplar ve Çelebi’nin sefaretnamesindeki anlatımların etkisiyle Sadabad’da kasırlar, su kanalı ve fıskiyeli havuzlar yaptırılarak Lale Devri’nin imar faaliyetlerine girişilmişti. Bu dönemde Kâğıthane’de çalışan İran’lı mimarlar ve Cedvel-i Sim gibi örnekler, halkın Batılılaşmaya tepki gösterebileceği düşüncesine karşı, ihtiyaç duyulan yeniliklere kaynak olarak sadece Batıdan değil, Doğudan da faydalanma gayretine işaret etmekteydi. Rokoko ve Barok sanat örneklerinin yapılardaki geleneksel bezemelerin yerini almaya başladığı bu dönemde, Sultan I. Mahmud’un tahta oturmasından önce Osmanlı sarayına giren Batı etkileri, henüz başkentte dinî mimariye nüfuz edememiş, sadece bazı kasır ve bahçeler ile bazı çeşme ve sebillerde kendini göstermişti. III. Ahmed’in vefatıyla tahta çıkan I. Mahmud’un, yenilik hareketleri lehindeki radikal tavrının tezahürleri hızla görülmeye başlanmış ve Patrona Halil isyanı ile kapatılan matbaa yeniden açılmıştı. I. Mahmud’un yeni yaptıracağı selâtin külliyesinde Barok’u onaylaması ise bir dönüm noktası olarak bu Batılı mimari üsluba dinî mimarinin kapılarını açacaktı. Böylece 18.yy başından itibaren küçük yapıların bezemelerinde görülen Barok etkiler, en yoğun ifade imkânı tanıyan dini mimariyle ancak yüzyılın ortasında Nur-u Osmaniye Külliyesinde buluşabilmişti.


18.yüzyılın sonuna doğru İstanbul’a gelen bazı Avrupa’lı yazarlar, Nur-u Osmaniye için yapılan ilk tasarımlarda, Avrupa’daki kiliselerin planlarından esinlenilmesine ulemanın karşı çıktığını iddia etmişti. Bu iddialar doğru olsa bile, ilk tasarımlardaki hangi unsurların itiraza konu olduğu tam olarak bilinememektedir. Muhtemel tepkilerle ilk tasarımdaki Barok mekândan planlarından geri adım atılmış olsa bile, yeni üsluptan vazgeçmeyen Sultan ve mimarları, klasik Osmanlı mimarisindeki mekân anlayışı ve geleneğin temel unsurlarıyla Barok sanatı birleştirmiş ve alışılmış yapı ayrıntıları yerine yeni bezeme unsurlarını ikame etmişlerdi. Belki de bu çözümlerde, Nur-u Osmaniye’den az bir süre önce inşa edilen Hekimoğlu Ali Paşa Camii’nin (1732) klasik üsluptan kısmen farklılaşan bezemelerindeki yaklaşım örnek alınmıştı. 


Batı sanatı yüzyıl başından itibaren Osmanlı sanatı ve mimarisini etkilemeye başlamış olsa da, III. Mustafa devrinin sonuna kadar (1774) Batı’dan hiçbir şekilde doğrudan herhangi bir formun aktarılmadığı, sonraki dönemlerde olduğu gibi Batılı modellerin doğrudan ithal ve taklit edilmesi yerine, yeniliklerin yorumlanmasıyla mimari geleneğin temel unsurlarının büyük oranda korunduğu görülmektedir. Bu dönemde Osmanlı’da süren özgüven ve geleneğe bağlılığın işareti olan bu anlayış, 18. yy İstanbul’unda özel tanımlara konu olan sanat eserlerinin ortaya çıkmasında büyük bir rol oynayacaktı. Ayazma (1761), Laleli (1763), Fatih Camii (1771) gibi anıtları etkileyen üslubuyla Nur-u Osmaniye’nin özgün Barok yorumu 18.yy Osmanlı mimarisinde bir dönüm noktası olarak çeyrek asır sürecek yorumlama dönemini başlatmıştı. 
Barok nitelemesini hak eden ilk külliye olan Nur-u Osmaniye’de, Osmanlı sanatçıları süregelen sanat ve teknik gelenekleriyle Barok sanatı yorumlamış ve kendine has bir karakteri olan Osmanlı Baroğu’nu ortaya koymuştu. Sanat tarihçileri ve mimarların erken değerlendirmelerinde, Osmanlı mimarlığı açısından kötü bir zevkin temsilcisi ve bir çöküş döneminin başlangıcı olarak görülen Barok Nur-u Osmaniye’nin güzellikleri, özellikle 20.yy ikinci yarısından itibaren fark edilmeye başlanmış, hatta Doğan Kuban tarafından “Osmanlı mimari tarihinde Edirne Selimiye Camii’nden sonra gelen en önemli anıt” ve “Osmanlı cami mimarisinin Mimar Sinan sonrası en önemli yapısı” olduğu bile ileri sürülmüştü. 


İstanbul’un ilk Barok Camisi olan Nur-u Osmaniye, tüm yapıyı saran özgün biçimleriyle Osmanlı Baroğu’nun en dikkat çekici temsilcisidir. Caminin temel mimari unsurları ve mekân kurgusunda geleneksel çizgiler devam etmekle birlikte, net bir Barok özellik gösteren oval avlusu, beşgen planlı mihrap nişi, taç kapıları, sütun başlıkları, yuvarlak kemerleri, cephesindeki plastr ve silmeleri klasik dönemden kesin bir ayrılışı gösterir. Büyük külliyelerin sonuncusu olan Nur-u Osmaniye, 18. yy’daki yenilik ve gelenek yorumunun en önemli ürünü olarak, sadece cami, türbe, kütüphane ve imaretin özgün planları ve kütle biçimi açısından değil, bütün ayrıntılarıyla Doğuda ve esinlendiği Batıda benzeri olmayan bir özgünlüğe sahiptir.
Cami, Fatih ilçesinde, Çemberlitaş’ın kuzeybatısındaki Doğu Roma döneminin ünlü Constantinus Forumu’nun bulunduğu alanda aynı adı taşıyan külliyede yer alır. Kapalı Çarşının güneydoğusunda yer alan külliyenin inşaatına 1748 yılında I. Mahmud döneminde başlanmış ve vefatından sonra tahta geçen kardeşi Sultan III. Osman’ın saltanatına rastlayan 1755 yılında tamamlanmıştır. Caminin inşaatı sırasında bina kâtibi olarak görev yapan Ahmed Efendi Târih-i Câmi-i Şerif-i Nur-u Osmânî isimli bir risale kaleme almıştır. Osmanlı mimarlığının çok az sayıdaki yazılı kaynaklarının en önemlilerinden birisi olan bu risale 1918 (1335-37) tarihli Tarih-i Osmânî Encümeni Mecmuası’nın 49. sayısının eki olarak yayınlamıştır. Ahmed Efendi’nin yazdığı eserdeki bilgiler sayesinde, şimdiye kadar yapım süreci en iyi bilinen Osmanlı yapısı Nur-u Osmaniye’dir. Külliyenin inşaatı sırasında Hacı Hüseyin Ağa (1747-1750) ve Kara (Hacı) Ahmet Ağa (1750-1760) olmak üzere iki farklı mimarbaşı görev yapmıştır. Risaleye göre Bina Emini olarak görevlendirilen Ali Ağa, Simeon isimli bir gayrimüslimi kalfa tayin etmiştir. Rum asıllı olan Simeon Kalfa, binanın mimarı olarak kabul edilebilse de inşaattan sorumlu tek yetkili olduğunu söylemek imkânsızdır. 


Külliyede cami, hünkâr kasrı, medrese, imaret, kütüphane, türbe, muvakkit odası, sebil, çeşme ve yol cephelerine dizilmiş dükkânlar bulunmaktadır. Geniş bir dış avlu ile çevrili olan külliyede, imaret ve medrese ile cami arasından geçerek Kapalı Çarşının girişine ulaşan bir yol vardır. Külliyenin avlusu, rampa ile başlayıp camiye doğru uzanan hünkâr mahfilinin revakıyla ikiye ayrılmış, kuzey avluda kütüphane ve türbe konumlandırılmıştır. Cami ve iç avlu, altında altyapı ve sokak cephelerinde dükkânların bulunduğu yüksek bir platform üzerine kurulmuştur. 
Avlu-mihrap eksenine göre simetrik olan cami hariminin kurgusu, yalın bir geometrik esasa dayalı kare planlı baldaken biçimindedir. Cami harimi dört ana kemer üzerine oturan ve geçişinde pandantiflerin kullanıldığı büyük, merkezî, tek bir kubbe ile örtülüdür. Harimin avlu cephesi ile iki yan cephesi yönünde mahfil katı yer almaktadır. Ayrıca harimin her iki yan cephesinde dış sofalar tasarlanmış, şadırvanlar bu dış yan sofaların alt seviyesinde, harimin yan cephelerinde konumlandırılmıştır. 


Harimin her iki yanında, içte harim beden duvarı, dışta ise mermer sütun ve dalgalı kemerlerden oluşan bir arkadla sınırlanan dış sofalar yer alır. Harimin yan girişleri, bu sofalardan ulaşılan kapılardan sağlanmaktadır. Sofaların dış cephesinin alt seviyesinde abdest muslukları konumlandırılmıştır. Dış yan sofalar üst katta harim içine dâhil edilerek mahfile dönüşür. Caminin mahfil katı klasik dönem camilerine göre oldukça farklı bir kurguya sahiptir. Mermer sütun ve dalgalı kemer dizileriyle harimden ayrılan mahfil kat, üst seviyede, harimin üç tarafını U şeklinde harime taşmadan sürekli dolaşan maksureler biçiminde yapılmıştır. Harime bakan cepheleri büyük oranda açık olarak tasarlanan mahfil katının üst örtüsü kubbe ve tonozlarla oluşturulmuştur. Cami hariminin kuzey ve batı köşesinde yer alan ikişer şerefeli ve taş külahlı iki minare arasında beş açıklıklı son cemaat mahalli yer alır. Son cemaat mahalli ile bütünleşen revaklı avlu, dairesel bir plana sahiptir, ancak yapıda avlu dışında her hangi bir Barok yapı planına özenilmemiştir. Son cemaat ve avlu revaklarının kubbe ve tonozlardan oluşan örtüsünü dışta duvarlar, içte ise klasik sivri kemer yerine dairesel kemer ve granit sütunlar taşımaktadır.  


Cami, yüksek kasnaklı ana kubbesi, kıvrımlı payandaları, ana askı kemerlerindeki profilleri ve klasik dönem yapılarında görülmeyen biçimde öne çıkarılmış taşıyıcı elemanlarıyla vurgulu cephelere sahiptir. Kütle ve kurgu açısından Nur-u Osmaniye’ye benzeyen Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’ndeki yalın geometriler, Nur-u Osmaniye’de yerini kare plan üzerinde yükselen tek kubbeli kütlenin etkileyici plastiğine, zengin profilli korniş ve pilastrlara, S ve C kıvrımlarına, içbükey ve dışbükey duvarlara ve üç boyutlu taş bezemelere bırakmıştır.  


Yapıda harim, dış sofalar, son cemaat mahalli, minareler ve revaklı avlunun genel konumu Osmanlı mimarlık geleneklerine uygundur. Harimde mekânın Barok karakterden uzaklığı mimari ayrıntılarla dengelenmiş ve üslubun sürekliliği korunmuştur. Bu ayrıntılar arasında ana askı kemerlerinin üzengi seviyesindeki içbükey korniş sayılabilir. Harimi baştanbaşa dolaşan ve üzerinde Fetih suresi yazılı bu korniş kesintisiz ilk örnektir. Camide klasik dönem boyunca kullanılan mukarnas ve baklavalı sütun başlıklarının yerini, stilize bitki motifli yeni Barok başlıklar, mukarnasların yerini ise istiridye kabuğu şeklindeki dairesel Barok profiller almıştır. 
Nur-u Osmaniye, özgün mimari özellikleri yanı sıra, yapım teknolojisi açısından da oldukça önemli bir yapıdır. Yapıda ana kayaya oturan ahşap kazıklı bir temel sistemi uygulanmıştır.

Ahşap kazıklar üzerine inşa edilen kârgir temellerle görünür üstyapı arasında zemine gömülü yüksek bir altyapı inşa edilmiştir. Cami harimi ve avlunun altında planda üstyapı geometrisine tamamen uygun bir biçime sahip geniş kesitli taşıyıcı duvarlarla inşa edilen bu bölümün üstü tonozlarla örtülüdür. Bu mekânda, tabanındaki haznelerde zemin sularının biriktiği birbirine bağlı küçük odacıklar ve o dönemde kullanılan teknikleri gösteren inşaat sırasında açılmış bir kuyu bulunmaktadır. Caminin görünür üstyapısında ise harim zemininden ana kubbe tepesine kadar dokuz ayrı seviyede yapıyı çepeçevre kuşatan çift demir kuşaklar yapılmıştır. Yapı, Ahmed Efendi’nin risalede ayrıntılarıyla bahsettiği bu demir kuşaklamalarıyla strüktürel demir kullanımı açısından Osmanlı inşaat teknolojisinde özel bir konuma sahiptir. Yapı, Tarihi Yarımada’da kubbe ölçüsü açısından Ayasofya ve Süleymaniye’den sonra üçüncü sırada yer alır. Süleymaniye ve benzer yapılarda merkezi açıklıkların geçilmesinde, ana kemerleri yatayda bir kaç kemer ve payanda sistemiyle destekleyen şemalar kullanılmıştır. Plan şemasında yatayda harimin genişlemesine gerek duymayan bir kurguya sahip olan Nur-u Osmaniye, Süleymaniye’ye yakın ölçülerdeki bir kubbeyi taşıyan en narin plan şemasına sahiptir. 


Nur-u Osmaniye’de Osmanlı mimarlık geleneğinin bütün bilgi birikimi, geçmiş depremlerden elde edilen tecrübeler, dönemin inşaat teknolojisi ve malzeme imkânlarının sentezlenmesiyle kârgir yapım tekniğinde önemli bir seviyeye ulaşılmıştır. 1766, 1894 ve 1999 yıllarındaki yıkıcı depremlerde, Tarihi Yarımada’daki benzer yapıların aksine Nur-u Osmaniye’de hiç bir hasar oluşmaması, üst düzey teknik tasarımı gösterirken, ölçeği itibariyle de yapıyı Osmanlı yapı mühendisliğinin en başarılı eserlerinden birisi haline getirmektedir. Nur-u Osmaniye Camii, Osmanlı mimarlık ve inşaat teknolojisinin geldiği üst noktayı temsil etmesi açısından, sahip olduğu tarihi belge, özgün mimari ve sanat değerleriyle ender nitelikte bir eserdir. Kültürlerarası etkileşimi gösteren mimari üslubunun benzersizliği ve özellikle kârgir yapım tekniğindeki nitelikleri ve gösterdiği teknik başarıyla dünya mimarlık tarihi açısından da önemli bir yapıdır. 

Ömer Faruk Dabanlı

Kaynaklar

  • Ahmed Efendi. Târih-i Câmi-i Şerif-i Nûr-i Osmânî. Tarih-i Osmani Encümeni Mecmuası İlavesi. sy. 49. İstanbul: Dersaadet, 1918.
  • Ali Öngül. “Tarih-i Cami-i Nuruosmani”. Vakıflar Dergisi 24 (1994): 127-146.
  • Doğan Kuban. Türk Barok Mimarisi Hakkında Bir Deneme. İstanbul: 1954.
  • Doğan Kuban. “Nur-u Osmaniye Külliyesi”. Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi. c. 6. İstanbul: 1994.
  • Doğan Kuban. Osmanlı Mimarisi. İstanbul: Yem Yayınları, 2007: 100-103.
  • Gül İrepoğlu. “Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Kütüphanesindeki Batılı Kaynaklar Üzerine Düşünceler”. Topkapı Sarayı Müzesi Yıllığı, 1. İstanbul: 1986, 56-72.
  • Semra Ögel. “III. Mustafa Devri Yapılarında Yeni İfade Yolları Ve Bir Değişim Başlangıcı Olarak Nuruosmaniye Camisi”. International Congress of Turkish Art 09, 3. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları, 1991:  1-7.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al