abd haberleri canlı haber
Biyografi

Özdemiroğlu Osman Paşa kimdir? Özdemiroğlu Osman Paşa hayatı nedir? Özdemiroğlu Osman Paşa tarihi nedir?

On altıncı yüzyıl sadrâzamlarından. Meş’âleler savaşının muzaffer kumandanı. Kafkasya fâtihi… 1527 yılında Mısır’da doğdu. Babası Özdemir Paşa, Memlûklüler zamanında Mısır’da yerleşmiş bir çerkes ailesine mensûb olup, Osmanlı Devleti hizmetinde beylerbeyliğe kadar yükselmiş, Yemen ve Habeş fütûhatı ile tanınmıştı. Annesi, Abbasî halîfeleri sülâlesindendir.

Osman Paşa, babasının çok faal bir kişi olması dolayısıyla genç yaşta devlet hizmetleriyle yüz yüze geldi. Daha yirmi yaşına basmadan sancak beyliğine yükseldi. 1561’de Mısır emir-i haclığına getirildi. Babasının vefâtı üzerine, onun yerine Habeş beylerbeyi olup, yaklaşık yedi yıl bu vazîfede kaldı.

1569 yılında Yemen eyâletinin, Yemen ve San’a diye ikiye ayrılması üzerine, Osman Paşa San’a beylerbeyi oldu. Bu arada zeydî İmamlarından Topal Mutahhar’ın isyân ederek Yemen beylerbeyi Murâd Paşa’yı pusuya düşürüp öldürmesi üzerine, her iki eyâlet birleştirilerek Osman Paşa’ya verildi.

Bu tâyinin yapıldığı sırada Mısır’da bulunan Osman Paşa, yanına üç-dört bin asker ve Kızıldeniz donanması kaptanı Kurdoğlu Hızır Reis’i de alarak yola çıktı. On yedi gemi ile Süveyş’ten hareket eden Paşa, Cidde’ye uğrayarak süvârîleri karaya çıkardı ve bunların karadan güney istikâmetinde ilerlemelerini emretti. Kendisi de denizden yoluna devamla Hudeyde’de karaya ayak basıp, doğruca Taaz üzerine yürüdü. Yemen’in en önemli yerlerinden olan bu şehri, bozuk inanışlı zeydîlerden kurtardı.

Taaz’ı alan Özdemiroğlu Osman Paşa, Kahire üzerine yürüdü. Müstahkem bir kale olan Kahire, Paşa’nın kuşatmasına şiddetle mukavemet ederken, âsî reîsi Topal Mutahhar büyük bir kuvvetle Kâhire’nin imdadına geldi. Kudretli bir kumandan olan Özdemiroğlu, iki ateş arasında kalmasına rağmen mücâdeleye devam etti. Erzak ve cephanesinin iyice azaldığı bir sırada, bölgedeki harekâta serdâr tâyin edilen Koca Sinân Paşa’nın yetişmesiyle bu zor durumdan kurtuldu. Topal Mutahhar kaçtı.

Bundan sonra tâkib edilecek harekât plânı üzerinde serdâr Sinân Paşa ile anlaşmazlığa düşen Özdemiroğlu, Sinân Paşa tarafından azledilince, İstanbul’a geldi ve ikinci Selîm Han tarafından 1571 senesinde Basra beylerbeyliğine tâyin edildi.

Bu görevde iken, Portekizlilerin zaptedip müstemleke idaresi kurmaya çalıştıkları Hürmüz’ün fethine me’mur edilen Paşa, sefer hazırlıklarını bitirip harekete geçeceği sırada, vazifeden alınarak Diyarbekir beylerbeyliğine tâyin edildi. Dört yıl bu görevde kaldı.

1576 yılında bu göreve Derviş Paşa’nın tâyin edilmesiyle boşta kalan Paşa, kış mevsiminin gelmesi sebebiyle İstanbul’a gitmeyip kışı Diyarbekir civarında bir kışlakta geçirdi.

Bu arada, yeni İran Şahı ikinci İsmâil zamanında Safevî kuvvetlerinin Osmanlı idaresindeki Gürcistan’a saldırmaları, yağma ve tahrib hareketinde bulunmaları üzerine, 1578 yılında İran üzerine açılan sefere Özdemiroğlu Osman Paşa da katıldı. Serdâr Lala Mustafa Paşa kumandasındaki ordu Erzurum’a geldiğinde, harb meclisi toplanarak, yapılacak işler görüşüldü. Bu görüşmeler sonunda sünnî halkın çoğunlukta olduğu Gürcistan, Şirvan ve Dağıstan’ın zaptına karar verilip hareket edildi.

Osmanlı öncü birlikleri kumandanı olan Diyarbekir beylerbeyi Derviş Paşa, 8 Ağustos 1578’de Çıldır’a geldiğinde, Tokmak Han kumandasındaki 30 bin kişilik İran ordusuyla karşılaştı. Genç bir yiğit olan Derviş Paşa, durumu anlayınca geriye yardım için haber gönderip, yanındaki çok az askeriyle saldırdı ve düşmanı şaşırtıp dağıttı. Bir ara atından düştü. Adamları derhâl yardıma gelerek atına bindirdiler. Tekrar düşman üzerine atıldı. Derviş Paşa’nın tam yaralanıp düştüğü ve Osmanlı kuvvetlerinin dağılacağı sırada, Özdemiroğlu Osman Paşa yetişerek büyük bir hızla düşman üzerine saldırdı. Hava yağmurlu olduğundan ateşli silâhların kullanılmadığı bu çatışma, çok kanlı bir şekilde akşama kadar sürdü. Akşam karanlığı bastırırken muhârebenin sonucu belli olmaya başladı. Beş binden fazla kayıp ve beş yüz esir veren İran kuvvetleri savaş meydanını terketti. Osmanlı zâyiâtı bin civarında idi. Bu zaferde, şehîd olan Derviş Paşa’nın ve eski Maraş beylerbeyi Maytabzâde Ahmed Paşa’nın fedakârca çarpışmalarına rağmen en büyük pay, Özdemiroğlu Osman Paşa’nındı. Muhârebe sahasına sür’atle gelerek derhâl harbe girmesi, yerinde ve zamanında gerekli tedbirleri alması, onun üstün kumandanlık vasıflarını ortaya koyuyordu.

Çıldır zaferi diye anılan bu kanlı muhârebede elde edilen galibiyet üzerine bir çok Gürcü kaleleri mukavemetsiz teslim oldu. Tiflis ele geçirilip, bölgenin en kuvvetli krallığı olan Kakheti haraca bağlandı.

Öte yandan Çıldır muhârebesinde bozulan ordusunun intikamını almak ve bir taraftan da Osmanlı ordusuna Şirvan yolunu kapamak isteyen İran hükümeti, Tebriz vâlisi Emîr Hân’ın emri altına Tokmak Han’ın da bulunduğu bir çok namlı vâlilerini vermiş ve bu yolla hazırladığı yirmi bin kişilik kuvveti bölgeye yollamıştı. Osmanlı ordusunun Şırak bozkırında beklediği günlerde bu kuvvetler Kür nehrinin Koyun geçidi mevkiine gelerek, beri tarafa geçtiler ve İslâm askerinin otlakta yayılan deve ve davarlarına el koyup, az sayıdaki muhafızları öldürdüler. Bunu haber alan serdâr Lala Mustafa Paşa, Özdemiroğlu’nu, Halep beylerbeyi Mehmed Paşa’yı ve Dulkadir beylerbeyi Mustafa Paşa’yı üzerlerine yolladı. Özdemiroğlu Osman Paşa’nın emri altındaki Osmanlı kuvvetleri bölgeye vardığı zaman, düşman Koyungeçidi’nde savaş düzenini almış hazır beklemekte idi.

Derhâl saldırıya geçen Özdemiroğlu düşmana göz açtırmaksızın yüklendi. İran kuvvetleri inatla direnerek karşı koymaya çalıştıysa da, Özdemiroğlu’nun sür’atli hareketlerinden şaşkına dönerek binlercesi telef olduktan sonra kaçmaya başladı. Bu ric’at ve kargaşa onlara daha pahalıya mâloldu ve telaşla kaçan askerin geçidi bulamadıklarından kılıç korkusuyla derin suya atlaması neticesinde, büyük bir kısmı boğuldu (9 Eylül 1578).

Bu arada İran kuvvetlerine yardımcı gelen Şirvan vâlisi Urus Han nehri geçip saldırdı. Ancak kısa zamanda bütün kuvvetleri dağıtıldı. Kaçanları ise, silâhlanarak Osmanlı ordusuna yardıma gelen Şirvan’ın sünnî halkı tarafından yakalanıp yok edildi. Çıldır zaferiyle devlete Gürcistan’ı kazandıran Özdemiroğlu Osman Paşa, Koyungeçidi zaferiyle de Şirvan denen Kuzey Azerbaycan topraklarını fethetmiş oluyordu. Şirvan ekseriyetle sünnî müslümanların meskûn olduğu bir bölge olduğu için, fethi, İstanbul’da sevinçle karşılandı. Bir müddet Şirvan’ın merkezi Ereş’te kalan Lala Mustafa Paşa, muazzam bir kale yaptırıp 100 top yerleştirdi. Saruhan (Manisa) sancakbeyi Kaytas Bey’i Şirvan beylerbeyliğine tâyin etti.

8 Ekim 1578’de serdar Lala Mustafa Paşa’nın Erzurum kışlağına çekilmesi üzerine, Safevîler büyük kuvvetlerle Özdemiroğlu’nun üzerine yürüdüler ise de Osman Paşa yanındaki cüz’î bir kuvvetle Şamahı’da bunlara büyük bir darbe daha vurdu.

Osman Paşa’nın emrindeki pek az kuvvetlerle Safevî ordularını peşpeşe mağlûbiyete uğratması, İran’ın merkezinde büyük bir şaşkınlık uyandırdı. Osman Paşa’ya karşı ancak hânedândan birinin karşı koyabileceği fikriyle imparatorluk veliahdı Hamza Mirza 100.000 kişilik orduyla harekete geçti. Osmanlı kuvvetleri ise, birinci Şamahı muhârebesinden yeni çıkmış 13.000 Osmanlı askeri ile 25.000 kişilik Kırım atlılarından ibaretti. Üstelik Adil Giray emrindeki Kırım atlıları ise Şamahı’dan çok uzaktı, Mahmûd-âbât taraflarındaydı.

Ani bir baskınla Safevî kuvvetleri Şamahı muhafızlarının toparlanmasına fırsat vermeden şehre girdiler. Birinci gün mümkün olduğu kadar kuvvetlerini toparladıktan sonra, Safevîleri top ateşiyle baskı altına alan Osman Paşa, ikinci gün mukabil bir taarruzla şehre giren İranlıları geri püskürttü. Çok kanlı sokak çarpışmaları sebebiyle bir kaç bin askeri kalan Osman Paşa’nın üçüncü gün Adil Giray’a gönderdiği bir istimdâd mektubunu ele geçiren Selman Han, bu yardımı önlemek için bir mikdâr abluka kuvveti bırakıp, Adil Giray üzerine yürüdü. Üç gündür düşmana 2000 telefat verdiren Osman Paşa, bu fırsatı kaçırmayıp, son bir gayretle yarma hareketine girişip, Demirkapı’ya çekildi (27 Kasım 1578). Adil Giray ise pusuya düşürülerek Şirvan beylerbeyi Piyâle Paşa’yla beraber esir edildi ve İran’ın payitahtı Kazvin’e götürüldü.

Şirvan’dan harekete geçen Safevî ordusu, 1579 Mart ayı sonlarında Tiflis’i kuşattı. On bin kişiyle yapılan bu muhasaraya karşı, Tiflis beylerbeyi Ferhad Paşazade Mehmed Paşa efsâne kahramanlarını imrendirecek bir müdâfaada bulundu. Yalnız Sipâhî ve azablardan meydana gelen ve gittikçe eriyerek 1800’den 700’e kadar inen askeri açlığa ve susuzluğa ehemmiyet vermeyip, gerektiğinde at, eşek, gibi hayvanları kesip yiyerek müdâfaaya devam ettiler. Kaleye ancak dört ay sonra yardım ulaştırılabildi. Maraş beylerbeyi Mustafa Paşa kumandasındaki 12.000 kişilik imdat kuvveti kaleye yaklaştığında, çalınan mehter sesini duyan düşman ordusu, muhasarayı kaldırıp firar etti.

Bu arada harekâta devam eden Özdemiroğlu Osman Paşa 11 Ekim’de Demirkapı’dan hareketle Bakü’ye, oradan da Şirvan’a girdi. Bölgeyi savunmak isteyen Safevî beylerbeyi Mehmed Han 15.000 askeriyle imha edildikten sonra kış mevsimi girdiğini bahane eden Kırım hanı Mehmed Giray, Osman Paşa’nın kalması için yaptığı bütün ısrara rağmen, kardeşi Gâzi Giray kumandasındaki küçük bir birliği Özdemiroğluna bırakarak geri döndü. Bu durumu fırsat bilerek Şirvan’ı ele geçirmek isteyen Safevîler, Selman Han kumandasında 18.000 kişilik bir kuvveti bölgeye gönderdiler ise de bu ordu Özdemiroğlu Paşa’nın elinde bulunan az bir kuvvetle gönderdiği Gâzi Giray tarafından imha edildi.

Bu dönemde büyük başarılarına rağmen şark cephesindeki ordunun büyük bir kısmının hareketsiz bir hâlde Erzurum’da bekletilmesi sebebiyle askeri azalan Özdemiroğlu Osman Paşa iyice bunalmıştı. Kırım Hanı Mehmed Giray’dan da ümidini kesen Özdemiroğlu Osman Paşa, doğrudan doğruya üçüncü Murâd Han’a nâme yazıp yardım istedi. Dîvândaki liyakatsiz adamların oyuncağı olarak İran cephesinde yıllardır atıl kaldığını, Kırım hanının kendisine yeteri kadar yardım etmediğini, büyük fırsatların kaçırıldığını, bu durum düzelmezse devletin şerefinin lekeleneceğini arzetti. Özdemiroğlu’nun bu arîzasına karşı çok hassas davranan üçüncü Murâd Han, bir taraftan Kırım hanı Mehmed Giray’ı tekrar sefere me’mûr etmekle beraber, bir taraftan da Sivas beylerbeyi Haydar Paşa ile Köstendil, Silistre ve Niğbolu sancakbeylerinin askerlerini toplayıp derhâl Kefe’ye gitmelerini emrettikten başka, İstanbul’dan da üç bin yeniçeri ile kethüda Sinân Ağa kumandasında silâhdâr bölüklerini, yola çıkardı ve 140.000 altın da para gönderdi. Kefe’de toplanan bu kuvvetler, Kefe beylerbeyi Cafer Paşa kumandasında hareket ederek 24 Kasım 1582’de Demirkapı’ya geldi. Osman Paşa, uzun zamandan beri beklediği taze kuvvete kavuştu.

28 Mart 1583’de Ferhad Paşa’nın şark serdârlığına tâyin edilip, 60.000 askerle yola çıktığını öğrenen Safevî Gence (Karabağ) vâlisi İmâmkulu Han, serdârın Erzurum’daki kuvvetlerle birleştikten sonra İran’a yürüyeceğini sezip, bu kuvvetler gelmeden Osman Paşa’ya büyük bir darbe vurmak istedi. 50.000 askerle yola çıkıp Şirvan ve Dağıstan’ı ayıran Samur ırmağının güney kıyısına kadar yaklaştı.

Bu arada İmamkulu Han, on bin kişilik bir kuvveti ayırarak Rüstem Han kumandasında öncü olarak ileri sürmüş ve bu kuvvetler Saburan şehri yakınlarındaki Niyâzâbâd ovasına gelmişti. Burada Osman Paşa’ya yardıma gelen Silistre sancakbeyi Yâkûb Bey’in komutasındaki Rumeli askeriyle karşılaştılar. Rumeli askeri, Osman Paşa’nın ihtiyatlı hareket etmeleri yolundaki emirlerine ve az sayıda olmalarına rağmen, derhâl taarruza geçti ise de sayıca fazla Safevî kuvvetleri karşısında bozuldu. Kurtulabilenlerin pek azı Demirkapı’ya ulaşabildi. Bu vaziyet üzerine düşmanı Demirkapı dışında karşılamak isteyen Özdemiroğlu Osman Paşa, hareketinden on bir gün sonra Bilasa ovasında düşmanla karşılaştı.

Osmanlı ordusunun harb nizâmında baş kumandan Özdemiroğlu Osman Paşa, yeniçeri ve silâhdâr bölükleriyle merkezde, Sivas beylerbeyi Haydar Paşa, Anadolu askeriyle sağ, Kefe beylerbeyi Cafer Paşa da, Rumeli ve Şirvan askeriyle sol cenanda bulunuyordu. Safevî ordusunda ise; merkezde İmamkulu Han, sağ cenahda Niyâzâbâd muhârebesini kazanan Rüstem Han, sol cenahda da bir süre önce Osmanlı Devleti’ne ihanet edip Safevîler tarafına geçen Şirvanşahlar sülâlesinden Ebû Bekir Mirza kumanda ediyordu. Ayrıca Safevîler tarafında, Osmanlılardan yüz çevirip karşı tarafa geçen bir takım Gürcü ve Dağıstan beyleri de vardı.

8 Mayıs’ta başlayan muhârebenin ilk günü bilhassa öncü kuvvetlerin müsâdemeleriyle geçtiği için netîcesiz kaldı. İkinci gün bütün şiddetiyle başlayan savaşta her iki taraf da akşama kadar canla başla harbettiği hâlde sonuç alamadı. Fakat gece meşaleler yakılarak savaşa devam edildi. Bu sebeple de bu savaş Meş’aleler savaşı diye meşhur oldu. Üçüncü gün, her iki taraf da yorgun, mecalsiz kaldığı için harb olmamış, fakat düşmanı şaşırtıp ric’at ettiği hissini vermek isteyen Özdemiroğlu Osman Paşa, ordunun ağırlıklarını geri naklettirdiği için Safevîler savaşı kazanacağı ümidine kapılmışlardı. Düşmana bu ümîdi verdikten sonra dördüncü gün sahte bir ric’at manevrasıyla işe başlayan Osman Paşa’nın bu ustaca harekâtına kapılarak Demirkapı yolunu kesmek için süvari kuvvetleri sevkeden düşman, birden bire şiddetli topçu ateşiyle karşılaştığı gibi, iki koldan da sarılmaya başlandı. Çok geç anladığı bu manevraya mâni olmak isteyen îmamkulu Han, bir aralık şiddetle Cafer Paşa kumandasındaki Osmanlı sol kanadına yüklenip duruma hâkim olmak istedi ise de, Osman Paşa yetiştirdiği takviye kuvvetleriyle buna imkân vermedi. Osmanlı askerinin kendisinden sayıca fazla olan düşmana karşı celâdetle savaşması, neticede Safevî ordusunun dağılıp kaçmasına yol açtı. İmamkulu Han son bir gayretle askerini toplamak istediyse de iyice gözü yılan kuvvetlerini toplamaya muvaffak olamayıp kendisi de kaçtı. Safevî ordugâhı zaptedildi. Fakat düşman tâkib edilmedi (11 Mayıs 1583).

Özdemiroğlu’nun bu büyük zaferiyle Şirvan tekrar ele geçirilip, Dağıstan ve Gürcistan fütûhatı korunmuş oldu. Asî Dağıstan ve Gürcü prensleri itaat altına alındı. O zamana kadar elde edilemeyen Kür ırmağı güneyinin fütûhatı kolaylaştı.

Bundan sonra yola çıkıp beşinci defa Şamahı’yı ele geçiren Özdemiroğlu Osman Paşa, buraya büyük bir kale yaptırdı. Çevresine hendek kazdırıp, Pirsagot çayının suyu ile doldurup, Amasya sancakbeyi Mehmed Bey’i paşa yaptı ve Şirvan beylerbeyiliğine tâyin etti, Buradan hareketle Bakü’ye gelen Osman Paşa, bir müddet kalıp petrol kuyularını ıslâh edip Demirkapı’ya döndü.

Beş seneden fazla bir zamandır Kafkas cephesinde bulunan ve üst üste kazandığı parlak zaferle Kafkasya’nın boydan boya fethini te’min ettikten başka, en ümitsiz zamanlarda bile bu fütûhatın muhafazasını üstlenen bu şanlı kumandan, Cafer Paşayı Dağıstan vâliliği kaymakamlığına bırakarak bir mikdâr askeriyle İstanbul’a gitmek üzere 21 Ekini 1583’de Demirkapı’dan hareketle Kefe’ye geldi.

Özdemiroğlu Osman Paşa buraya geldiğinde, üçüncü Murâd Han’ın Kırım hanı Mehmed Giray’ın hal’ edilmesini bildiren fermanını aldı. Çünkü Mehmed Giray, Kafkas harekâtı sırasında, pâdişâhın açık emrine rağmen Osman Paşa’ya gereken yardımı yapmamıştı. Bunu haber alan Mehmed Giray devlete alenen isyân edip, 50.000 kişilik kuvvetle Kefe’yi muhasara etti ise de kısa zamanda duruma hâkim olan Özdemiroğlu, Mehmed Giray’ı yakalayıp cezalandırdı. Yeni Kırım hanı İslâm Giray’a sükûn içinde bir ülke bırakarak İstanbul’a geldi.

İstanbul halkı tarafından büyük bir coşkuyla karşılanan Paşa, üçüncü Murâd Han tarafından kabul edilip, iltifatına mazhâr oldu. Murâd Han Yalı köşkünde kabul ettiği Paşa’ya dört saat boyunca Kafkas harplerini anlattırıp duâlarda bulundu.

Üçüncü Murâd Han, 25 Temmuz’da Siyavuş Paşa’yı azledip, Özdemiroğlu Osman Paşa’yı vezîriâzam yaptı. Dört aya yakın İstanbul’da kalıp devlet işleriyle uğraşan Paşa, Kırım’ın tekrar karışması sebebiyle, kendi isteğiyle serdâr tâyin edildi. Yerine Mesih Paşa’yı sadâret kaymakamı (vekili) bırakıp 2 Kasım’da karadan yola çıktı. Sinop’ta donanmaya binip Kırım’a gitmeyi düşünen Paşa, Kastamonu’ya geldiği sırada, Kırım’daki karışıklığın bastırıldığı haberini aldı. Kastamonu’da bulunduğu sırada, İstanbul’dan gelen bir hatt-ı hümâyûn ile doğu serdârlığına tâyin edildiğini öğrendi.

Bu ferman üzerine eyâletlere tamîm göndererek; on iki beylerbeyi ve yetmiş iki sancakbeyinin, askerleriyle birlikte Sivas’ta orduya iltihak etmeleri emrini verdi. Ayrıca sipâhî ve silâhdâr bölüklerinin 400 topla İstanbul’dan hareket edip orduya katılmalarını istedi. Ancak sıhhati bozulmuş, Habeşistan, Sudan ve Yemen’in çok sıcak ikliminde, Basra ve Lahsa’da çölde geçirdiği uzun yıllardan sonra, altı yıl Kafkasya’nın dondurucu ikliminde üşümüş, yorgun ve bîtap bir hâle gelerek hastalanmıştı. Bu sebeple ata binemiyor, taht-ı revanla yol alıyordu.

Özdemiroğlu Sivas’a gelince 200.000 askeri toplanmış buldu. Bu kadar kuvvetin iaşesinin de zorlukları olacağını düşünerek, 40.000 askeri geri gönderdi. 160.000 askerle yola çıkıp, 1 Ağustos’da Erzurum’a geldi. Burada, yıllar önce Kafkas harpleri sırasında maiyyetinde bulundukları sırada Safevîlere esir düşüp Alamut kalesine hapsedilen yakın dostları Gâzi Giray’la Dal Mehmed Bey’in kaçıp geldiklerini görünce çok sevindi. On gün Erzurum’da kalan Paşa, 7 Eylül’de Çaldıran ovasına geldi. Şâh’ın Tebriz’den kaçtığını duyunca çok üzüldü. Hastalığı da iyice artmıştı.

Tebriz yakınlarına gelen ordu, burada İran velîahdı Hamza Mirzâ’nın büyük bir ordusuyla karşılaştı. Fakat İran veliahdı Tebriz’i savunamayıp geri çekildi, Özdemiroğlu, Tebriz’in Osmanlılarca tekrar fethini gerçekleştirip Tebriz beylerbeyliğini kurdu. 25 Eylül’de şehre girip, 26 Eylül’de Ramazan bayramı tebriklerini kabul etti. 27’sinde şehirde Cuma namazı kılıp, 29”unda büyük bir kale inşâatına başladı. Bir ay sonra biten kaleye 8.000 asker yerleştirdi. Rahatsızlığı iyice artınca yanındaki tek vezir Cağalazâde Sinân Paşa’yı serdâr kaymakamı yapıp, Cafer Paşa’yı Tebriz beylerbeyliğine tâyin etti. Tebriz’de kalan askerin maaşını uzun zaman peşin olarak kendi hazînesinden ödeyip, şehirden çıktı. Ordu-yı hümâyûnunun başında 28 Ekim 1685 akşamı Şenb-i Gazan banliyösüne geldi. Hamza Mirza, Paşa’nın öldüğüne dâir yanlış bir istihbarat alıp gece baskın düzenlediyse de bozularak geri çekildi. Bu da Osman Paşa’nın duyduğu son zafer haberi oldu. 29 Ekim’i 30 Ekim’e bağlayan gece, gece yarısına doğru şehîd oldu.

Özdemiroğlu Osman Paşa, on altıncı asrın en büyük Osmanlı kumandanlarındandır. Daha sonraki asırlarda bu çapta bir asker gelmedi denilebilir. Şehîd olduğu zaman annesi, zevcesi ve kızı İstanbul’da hayattaydı. Vefâtı İstanbul’da büyük teessürle karşılandı. Nâşı, 30 yıllık atı Kaytas ters eğerlenerek üzerine kondu, vasiyyeti üzerine Diyarbakır’a götürüldü. Bütün Diyarbakırlıların katıldığı büyük bir cemâat tarafından cenaze namazı kılınıp önceden yaptırdığı türbesine defnedildi.

İKİ CİHÂNDA YÜZÜN AK OLSUN!..

Kafkasya’yı fethederken şiî Safevî ordularıyla yaptığı meydan muhârebeleri, savunma savaşları sonunda kazandığı muvaffakiyetleriyle dillere destan olan kahraman Osmanlı paşası Özdemiroğlu, İstanbul’a geldiğinde büyük bir coşkuyla karşılandı. Üçüncü Murâd Han bu kahramanı bizzat görüşmek üzere Yalı Köşkü’ne davet etti. Paşa, huzura girdiğinde Sultan, saray âdetlerini bozarak;

“Hoş geldin Osman, otur!” dedi.

Osman Paşa oturmadı. Ayakta durdu. Pâdişâh tekrar;

“Otur Osman!” dedi. Osman Paşa oturdu. Fakat haya edip tekrar ayağa kalktı. Murâd Han, dördüncü defa, oturmasını ve Kafkasya’daki muhârebelerini anlatmasını emredince, oturdu ve anlatmaya başladı. Kafkas harplerini anlatması dört saat sürdü. Osman Paşa, Urus Han’ı nasıl mağlûb ettiğini anlattığı sırada Sultan, heyecanlanıp sözünü keserek:

“Güzel hareket etmişsin Osman!” dedikten sonra üzerinde murassa bir iğne bulunan sorgucunu çıkarıp Osman Paşa’nın başına taktı.

Osman Paşa anlatmaya devam etti. Hamzâ Mirzâ’ya karşı kazandığı zaferi anlattığı sırada Sultan yine sözünü kesip;

“Bunların semeresini toplayacaksın!” diyerek belindeki murassa hançeri çıkarıp Osman Paşa’nın beline taktı. Osman Paşa, İmamkulu Han’ın Gence önündeki hezimetini anlatırken, Murâd Han, ilk önce verdiğinden daha kıymetli murassa bir iğne bulunan sorgucunu çıkarıp Paşa’nın başına taktı.

Nihayet Özdemiroğlu Osman Paşa, Kırım hânına karşı, Kefe’de bir kaç bin kişi ile nasıl mücâdele ettiğini ve hanın yakalanarak cezalandırılmasını anlatıp sözüne son verince, memnuniyetinden gözleri yaşaran Murâd Han, kendini tutamayıp ellerini açarak;

“İki cihânda yüzün ak olsun! Allahü teâlâ senden razı olsun! Her nereye gidersen muzafferiyet arkadaşın olsun! Cennet’te, nâmdaşın hazret-i Osman ile bir köşkte ve bir sofrada beraber bulun! Bu dünyâda uzun müddet şeref ve iktidar ile yaşa!” diyerek duâ etti.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al