abd haberleri canlı haber
Tarih Ansiklopedisi

Peygamberimizin hayatı nelerdir? Hz Muhammed hayatı nedir? Hz Muhammed’in mesleği nedir?

Ahilik geleneğinde tüccarların piri olarak kabul edilir. 12 Rebiülevvel (20 Nisan 571)’de Mekke’de doğdu. Hem baba hem de anne tarafından Kureyş kabilesine mensuptur. Babası Abdullah, annesi Âmine, dedesi ise Abdülmuttalib’dir. Babası, o henüz dünyaya gelmeden vefat etti. Dört yaşına kadar sütannesi Halîme’nin yanında kaldı. Altı yaşında annesini, sekiz yaşında da dedesini kaybetti. Dedesinin vefatı üzerine yirmi beş yaşına kadar ona bir tüccar olan amcası Ebu Tâlib baktı. Dokuz veya on iki yaşında iken ticaret maksadıyla amcasıyla birlikte Suriye’ye gitti. On dört-yirmi yaşları arasında kabilesiyle birlikte Ficâr savaşlarına, hemen ardından da büyük ölçüde bu savaşlar nedeniyle bozulan düzeni yeniden tesis etmek amacıyla kurulan ve daha sonraları övgüyle bahsettiği Hilfü’l-fudûl cemiyetine katıldı.

Hz. Muhammed, kumaş ve tahıl ticareti yapan Ebû Tâlib’e yardım etmek suretiyle ticarete başladı. Amcasının yaşlandığı yıllarda da bu faaliyetlerini sürdürdü ve Mekkeli bir zatla ticarî ortaklıkta bulundu. Bu dönemde çeşitli yerlere ticaret amacıyla seyahatler yaptı. Böylece Arabistan’ın çeşitli yerlerinde yaşayan insanları yakından tanıma, onların dil ve lehçelerini, dinî, siyasî ve içtimaî durumlarını öğrenme imkânını elde etti. Çevresinde iffeti, mertliği, merhameti ve hak severliğinin yanı sıra, ticaret hayatında güvenilirliği sebebiyle “Muhammedü’l-emîn” unvanıyla anıldı. Ticarî seyahatlere katılma teklifleri almaya başladığı sıralarda Hz. Hatice ile evlendi.

Hz. Peygamber, amcası Ebu Talib ile gittiği Busra seferinden sonra peygamberliğine kadar geçen dönemde ticaretle uğraştı. Ancak hiçbir zaman doğruluk ve dürüstlükten ayrılmadı. Peygamberlikten sonra da ticarî hayatın içinde yer aldı. Yerini bizzat tespit ettiği Medine Pazarı’nda ticarî faaliyetin meşru sınırlar içinde gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri aldı. Onun ticaretle meşgul olmasındaki amacı, sadece geçimini sağlamak oldu. Zenginlik ve servet biriktirmek gibi bir arzu taşımadı.

Hz. Muhammed (a.s.), 610 yılı Ramazan ayında ilk vahyi alarak peygamber oldu. Çevresindekileri üç yıl kadar gizlice İslam’a davet etti. Bu dönemde kendisine inananlar ile Erkam b. Ebü’l-Erkam’ın evinde bir araya geldi. Peygamberliğin dördüncü yılından itibaren İslam davetini açıktan yapmaya başladı. Yakın akrabalarını davetle işe başladı. Ancak beklediği karşılığı pek bulamadı. Ashabının maruz kaldığı zulüm ve işkenceleri engelleyemeyince, bazı Müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi (615616).

Kureyşliler, Hz. Peygamberi etkisiz hale getirmek için üç yıl süreyle Müslümanları sosyal ve ekonomik yönden boykot ettiler (616-619). Ancak o, bu sıkıntılara rağmen tebliğine devam etti. Bu arada muhtelif sebeplerle dışarıdan Mekke’ye gelenlere İslam davetini ulaştırmak için gayret gösterdi. Bu çerçevede 621-622 yıllarında Medine halkıyla çeşitli görüşmeler yaptı. Bu temaslardan sonra Müslümanlar kafileler halinde Medine’ye doğru hareket ettiler. Müşrikler ise Medine’de kendilerine karşı tehlike oluşturacağından endişe ettikleri Hz. Muhammed’i öldürmeye karar verdiler, ancak bütün teşebbüsleri neticesiz kaldı. Hz. Peygamber ve beraberindekiler 24 Eylül 622 Cuma günü Medine’ye ulaştı. Hicret, Hz. Peygamber’in risâlet görevini daha iyi şartlarda yerine getirmesini ve İslâmiyet’in yayılmasını sağladı. Resûl-i Ekrem, Medine’de Mescid-i Nebevî adını alan cami ile bitişiğinde kimsesiz Müslümanlar ve ilim tahsil etmek isteyen sahabenin barınması için “Suffe” inşa ettirdi. Hicretten hemen sonra Mekke’den göçen muhacirlerle onlara yardım eden Medineli Müslümanları (ensar) kardeş ilan etti. Ardından Yahudi kabileleri ile henüz Müslüman olmamış Araplar ve Müslümanların barış ve güven içinde yaşamaları için bir şehir devleti halinde teşkilâtlanmanın şartlarını belirledi.

Hz. Muhammed, Mekke döneminde inen ayetlerde özellikle sabrın tavsiye edilmesi sebebiyle kendisine ve Müslümanlara karşı düşmanlık yapan Kureyşliler’e karşılık vermedi. Bu arada Mekke müşriklerinin can damarını teşkil eden Suriye ile kervan bağlantısına engel olmak için Kızıldeniz sahiline kadar uzanan bölgeye bazı seferler düzenledi. Bunlardan birinde kervanı korumak amacıyla Mekke’den hareket eden müşrik ordusuyla karşılaştı. Bedir’de yapılan savaş, Müslüman ordusunun kesin galibiyeti ile sonuçlandı (624). Bu başarı Müslümanların itibarını arttırdı. Hz. Peygamber’in Yahudilere karşı hoşgörüsüne rağmen, Medine’deki Benî Kaynuka Yahudileri Müslümanların Bedir’deki başarısını kıskanıp, Medine sözleşmesine aykırı olarak taşkınlık yapınca Medine’den çıkarıldılar. Bedir’de ağır bir yenilgiye uğrayan Kureyşliler ise bir yıl sonra Medine’ye doğru yürüdüler.

Uhud’da yapılan savaşta Müslümanlar başlangıçta Kureyşliler’i çekilmeye mecbur ettiyse de Resûlullah’ın stratejik önem taşıyan bir tepeye yerleştirdiği okçuların talimata uymayarak burayı terk etmeleri üzerine müşrikler arkadan saldırıp savaşın seyrini değiştirdiler (625). Bu savaşta Mekke müşriklerini Müslümanlara karşı tahrik eden, Medine sözleşmesine uymayan ve Hz. Peygamber’e suikast düzenleyen Benî Nadîr Yahudileri Medine’den çıkarıldı. Mekke müşrikleri, 627 yılında müşrikler ve bazı Yahudi kabilelerinin desteğiyle Medine’ye karşı son kez saldırıp şehri kuşattılar. Resûlullah, Selmân-ı Fârisî’nin tavsiyesine uyarak Medine’nin saldırıya açık kuzey kısmında hendekler kazdırdı. “Hendek Gazvesi” denilen bu savaş esnasında bazı çatışmalar olmuşsa da, müttefik güçler bir sonuç alamadan ayrıldılar. Bu arada Medine sözleşmesine aykırı olarak Hendek Savaşı’nda Müslümanları arkadan vurmaya kalkan ve müşriklere yardımcı olan Benî Kureyza Yahudileri de kuşatmanın hemen ardından cezalandırıldılar. Mekke’yi özleyen ve Kâbe’yi ziyaret etmek isteyen Hz. Peygamber ise Zilkade 6 (Mart 628) tarihinde umre yapmak amacıyla 1500 kadar ashabıyla Mekke’ye hareket etti. Şehre yaklaşınca Kureyş müşrikleri tarafından Hudeybiye’de durduruldu. Yapılan müzakereler sonucunda on yıllığına bir antlaşma imzalandı. İlk bakışta Müslümanların aleyhine görünen bu antlaşma, o güne kadar Müslümanları muhatap saymayan Kureyşlilerin, Müslümanları kendileriyle denk kabul etmelerini sağladığı gibi, İslâmiyet’in Arap yarımadasında hızla yayılmasına da zemin hazırladı.

Resûl-i Ekrem ise bir yıl sonra Mekke’ye gidip ashabıyla birlikte umresini kaza etti. Hudeybiye’den döndükten sonra Bizans ve Sâsânî imparatorları başta olmak üzere, civar ülke yöneticilerine ve kabile reislerine elçiler ve İslâm’a davet mektupları gönderdi. Bu arada Hayber’deki Benî Nadîrlilerin, buradaki diğer Yahudi kabileleriyle birlikte Medine’ye karşı düşmanlık yapmaları ve Mekkeli müşriklerin yanı sıra bazı Arap kabileleriyle de anlaşmaları üzerine 1500 kişilik bir kuvvetle Hayber üzerine yürüdü ve burayı fethetti (628). Hz. Peygamber’in kuzeye gönderdiği elçilerden bazılarının Bizans’ı destekleyen kabileler tarafından öldürülmesi üzerine İslam ordusu ile Bizans ve bölgede oturan Bazı Arap kabilelerinden oluşan kalabalık ordu arasında Mute’de savaşı oldu (629). Bu savaşta İslam kumandanları birer birer şehit oldular. Hâlid b. Velîd’in kumandanlığa getirilmesi üzerine Müslümanlar en az zayiatla geri çekilerek Medine’ye döndüler. Hudeybiye Antlaşması, üzerinden henüz iki yıl geçmeden Mekke müşriklerince bozuldu. Hz. Peygamber, müşriklerin ciddi bir direniş göstermesine fırsat vermeden 10.000 kişilik bir orduyla Mekke’yi fethetti (630) ve burada genel af ilan etti. Fetihten hemen sonra Taif çevresinde yaşayan Hevazin kabilesi ve onunla işbirliği yapan Sakif kabilesinin direnişi ile karşılaştı. Huneyn ve ardından Evtas’ta gerçekleşen savaşlar, Hevazin kabilesinin kesin yenilgisiyle sonuçlandı. Huneyn zaferinin ardından yapılan Taif kuşatması başarısızlıkla sonuçlandıysa da, Sakif kabilesi bir yıl kadar sonra kendiliğinden Müslüman oldu. Hz. Peygamber, 630 yılında Bizans imparatorunun Hıristiyan Arap kabilelerinin de desteğini sağlayarak Müslümanlar üzerine yürüyeceğine dair haber alması üzerine Tebük’e bir sefer düzenledi. Sefer esnasında Bizans’la sıcak bir çatışma yaşanmadı ancak civardaki Hıristiyan ve Yahudiler hâkimiyet altına alındılar.

Hz. Muhammed, 632 yılı hac mevsiminde 120.000’ni aşkın Müslüman’ın katıldığı veda haccında, hac ibadetini uygulamalı olarak yerine getirdi. İslam dininin tamamlandığına dair ayet de bu hac esnasında nazil oldu. Hz. Peygamber burada, mesajının özeti mahiyetinde olan; tevhid, Allah’a itaatin gerekliliği, emanete riayet, faizin yasaklanması, can, mal ve ırz güvenliği, kan davalarının kaldırılması, eşlerin birbirleri üzerindeki hakları, müminlerin kardeş oldukları ve iç çekişmelerden sakındırılması gibi hususları içeren ünlü konuşmasını yaptı. Veda haccından sonra Medine’ye döndü ve 13 Rebiülevvel 11 (8 Haziran 632) Pazartesi günü vefat etti.

Mehdin ÇİFTÇİ

KAYNAKÇA

İbn Hişam, es-Sîretü’n-nebeviyye, I-II, Kahire 1955; İbn Sa‘d, Kitâbü’t-Tabakâti’l-kebîr: et-Tabakâtü’l-kübrâ, IV, Kahire 2001, s. 241; Muhammed Hamidullah, İslam Peygamberi: Hayatı ve Faaliyeti, I, (çev. Salih Tuğ), İstanbul 1993; Muallim Cevdet, İslam Fütüvveti ve Türk Ahîliği: İbn Battûta’ya Zeyl, (çev. Cezair Yarar), İstanbul 2008, s. 338; Hasan İbrahim Hasan, Siyasî-Dinî-KültürelSosyal: İslam Tarihi, I, (çev. İsmail Yiğit-Sadreddin Gümüş), İstanbul 1985, s. 99-263; İsmail Yiğit-Raşit Küçük, Hz. Muhammed (S.A.V): Siyer-i Nebî, İstanbul 2007; İbrahim Sarıçam, “Hz. Peygamber Dönemi”, İslama Giriş, Evrensel Mesajlar, Ankara 2008, s. 381-393; Ahmet Turan Yüksel, “Bir Tacir Olarak Hz. Peygamber”, Diyanet İlmi Dergi[Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) Özel Sayısı], Ankara 2003, s. 137-148; Mustafa Fayda, “Muhammed [Hayatı]”, DİA, XXX, Ankara 2005, s. 408-423; M. Yaşar Kandemir, “Muhammed [Şahsiyeti/İsimleri, Şemâili ve Üstünlükleri, Ahlâkı, Günlük Hayatı ve İbadeti, Eşleri ve Çocukları]”, DİA, XXX, Ankara 2005, s. 423-428.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al