abd haberleri canlı haber
Türk Tarihi

Türkiye-AB İlişkileri Tarihi

Avrupa Ekonomik Topluluğu hayata geçerken bu kuruluşla ortaklık araması, Türkiye’nin geleceğini birleşik bir Avrupa’da aramasından ziyade Batı camiasının ayrılmaz bir parçası olmak için Batı’da gelişen her türlü örgütlenmenin içinde yer alma arzusundan kaynaklanıyordu. Daha sonraki yıllarda bu ikircikli yaklaşım bir yandan ilişkilerin ilerlemesinde ısrar etmek, diğer yandan bunun gereklerini yerine getirmekte acele etmemek ve tereddütlü davranmak türünden çelişkili bir davranışa yol açtı.21 AB’nin de benzer bir yaklaşım sergilediği söylenebilir. AB bir yandan Türkiye gibi ekonomik potansiyeli güçlü, güvenlik açısından önemli ve sınırdaş bir ülke ile güçlü ilişkileri olmasını istiyor, diğer yandan nüfusu büyük, inanç ve kültür bakımından farklı bir ülkenin üye olmasını kabullenmekte zorlanıyordu. Yunanistan’ın 1981’de üye olmasına giden süreçte Türkiye’nin de üyelik başvurusu yapmamış olması, AB’yi Türkiye ile Yunanistan’ı birlikte değerlendirme mecburiyetinden kurtarmış ve muhtemelen Yunanistan’ın üye olmasının önünü açmıştı. Daha sonraki yıllarda Yunanistan, üye yapılmazsa AB’nin genişlemesini engelleyeceği şantajı ile, bölünmüş olmasına rağmen Kıbrıs’ın da üye olmasını sağladı. Kıbrıs-Yunan ikilisi Türkiye’nin üyeliği için Kıbrıs’tan çekilmesini ve tüm ülkeye Rum yönetiminin hâkim olmasını şart koştuğundan, Türkiye’nin AB üyeliği mümkün görünmüyor. Bazı değerlendirmelere göre, Türkiye’yi kesinlikle aralarında görmeyi istemeyen bir kısım üye mücadeleyi Kıbrıs’a bırakarak ülkemizin üyelik yolunda ilerlemesini durdurmanın yolunu bulmuşlardır.

Bu çerçevede düşünüldüğünde, 1999’da Türkiye’nin AB üyeliğine davet edilmesini, 2005’te de üyelik müzakerelerine başlamasını belki de tesadüflerin mümkün kıldığı geçici bir parantez olarak nitelendirmek yanlış olmayacaktır.22 Nitekim, üyelik müzakerelerinin başlamasından kısa bir süre sonra Almanya’da hükümet başkanlığını Sosyal Demokratlardan devralan Hıristiyan Demokrat Angela Merkel Türkiye’nin üyeliğine karşı olduğunu ama çok yakın ilişkiler olması gerektiğini düşündüğünü açıklamıştır. Fransa ise her zaman Türkiye karşıtı olmuştur. Bu tutumunda Türkiye’nin üyeliğinin AB içindeki güç dengelerini fazlasıyla kendisi aleyhine döndüreceği endişesinin önemli rolü vardır. Bunlar dışında da Türkiye’yi hiçbir zaman üye olarak göremeyen ya da görmek istemeyen üyeler vardır. Örneğin Avusturya, 1683 Viyana kuşatmasının travmasını hala aşamadığı görüntüsü vermektedir. 23

Türkiye’nin AB ile mevcut ilişkilerinde iyileştirilmesi gereken alanlarda da bir türlü ilerleme sağlanamamaktadır. Türkiye açısından bakıldığında, Gümrük Birliği Anlaşması’nın geliştirilmesi gerekmektedir. Türk vatandaşlarına vize muafiyeti verilmelidir. AB, çoğunluğu Suriye’den ve diğer bölge ülkelerinden kaynaklanan göçün Türkiye’den öteye geçmemesini istemektedir. Türkiye’nin Yunanistan ve Kıbrıs’la olan sorunlarının sıcak çatışmaya yol açmadan hallini istemekte, üye olmaları hasebiyle de Yunan ve Kıbrıs tezlerine yakın vaziyet almaktadır. Son yıllarda bu sorunlara, Akdeniz’de var olduğu anlaşılan fosil yakıtların bulunduğu bölgenin kime ait olduğu gibi hem iktisadi hem de enerji güvenliği bakımından önem arz eden bir ihtilaf konusu daha eklenmiştir. Bu sorunlu ve gerilimli ilişkinin her yönüyle aşılması mümkün gözükmemektedir.

Belki üzerinde daha fazla durulması gereken fakat ihmal edilen bir nokta, Amerika’nın Avrupa’yı savunma taahhüdünde meydana gelen zayıflama nedeniyle, Avrupa savunmasının Amerikan desteği olmadan ya da daha düşük bir Amerikan desteği varsayılarak nasıl sağlanacağının planlanmasıdır. Bu alanda, muhtemelen, Türkiye’nin katkısı AB açısından da önem arz edecektir. Ancak, günümüz koşullarında bu sorunun ele alınmasına imkân bulunmadığı da bir gerçektir. Tam tersine, savunmada en önemli rolü kendisinin üstlenmesini isteyen Fransa’nın Türkiye ile ilişkileri giderek daha rekabetçi bir mecraya girmektedir. Fransa’da, AB’nin savunmasının Türkiye’ye karşı da olacağını öngören görüşlerin ileri sürüldüğü dikkati çekmektedir. ABD Başkanı Biden, ABD ve AB’nin dış siyaset konularında birlikte hareket etmesini önermiştir. Bu birlikteliğin Türkiye’ye dönük politikaları da kapsayacağı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, AB’nin kendi içindeki uzlaşmazlıklar şimdilik ortak bir güvenlik politikası üretilmesi ve hayata geçirilmesi çabalarının başarılı olma şansına işaret etmemektedir.

Sonuç olarak, Türkiye-AB ilişkilerinin gelecek vaat etmeyen bir mecrada durağanlık sergilediğini söylemek mümkündür. Yukarıda işaret edilen Gümrük Birliği’nin yenilenmesi, vize sorunu, göçmenlerle ilgili sorunların yanına, giderek yoğunlaşan biçimde Türkiye’nin demokratik yönetimden uzaklaşması, insan hakları, bireysel özgürlükler ve hukukun üstünlüğünü gözetmek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını uygulamak konularında duyarsız davranması eleştirileri eklenmiştir. Türkiye’nin “Avrupalılaşmaktan uzaklaştığı sık sık dile getirilir olmuştur. Bazı gözlemciler, bu durumun sürdürülemeyeceğini, ilişkileri için yeni bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu söylemektedirler (Yenel, 2021).24 Bu görüşün tanımlanması için girişimde bulunulabilirse de tarafların gündeminde şimdilik böyle bir niyet olmadığını da itiraf etmek gerekecektir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al