abd haberleri canlı haber
Tarih Ansiklopedisi

Yeşil Cami tarihi nedir? Bursa Yeşil Cami ne zaman yapıldı? Bursa Yeşil Cami kim yaptırdı?

Bursa kent merkezindeki eser, adıyla anılan semtte yer almaktadır.  Çelebi Sultan Mehmed’in inşasına başlattığı külliyenin merkezini teşkil eden yapı, Osmanlıların beylik döneminde öne çıkan ve Bursa’da yoğunlaşan ters “T” planlı camilerin en zengin ve görkemli, örneğini oluşturur. “ Bursa tipi” olarak da bilinen bu gruptaki hemen bütün camilerde karşılaşılan son cemaat yerinin Yeşil Cami’de bulunmaması banisi Çelebi Sultan Mehmed’in vefatı üzerine yarım kalmasına bağlanmaktadır. Bu bölümün aslında caminin inşa planıyla beraber tasarlanmış olduğu kemer ayaklarının oturması için duvarlara yapılan konsollu tırnaklardan izlenebilmekte ve beş bölümlü olduğu anlaşılmaktadır. Sultanın ölümünden sonra bu uygulamadan vazgeçilmiş, dış pencerelerin süslemeleri de sonuna kadar bitirilmeden oğlu Sultan II. Murad tarafından tamamlanmıştır. Bu eksikliğe rağmen caminin muntazam kesme taşla kaplanmış duvarlarına açılan pencerelerle, taçkapı ve çephesinde muhteşem bir mermer işçilik göze çarpmakta, bilhassa da içeride ki çini tezyinatın güzelliği yapıyı emsalsiz kılmaktadır. Kalem iş bezemeler ile alçı dekorasyonda bu ayrıcalığı belgeleyen diğer malzemelerdir.

Ön cephesi iki katlı olan caminin taçkapısı kuzeye açılmıştır. Cepheden hafif dışarıya taşıntı yapan dikdörtgen kapı saçak altına kadar yükselerek abidevi bir görüntü ortaya koymakta ve mermer işçiliğinin bütün güzelliklerini sergilemektedir. Renkli mermerle örülmüş basık kemerli zıvanalı giriş, eyvan şeklinde içeriye doğru girinti yapmakta, yanlarda mihrabiye üstte mukarnas dolgulu zengin ve yüksek bir kavsara ile tamamlanmaktadır. Dikdörtgen kapı kilitlerinin etrafı üç taraftan düz ve içbükey profilli bordürlerle kuşatılmış, bitkisel bezemeler sülüs ve geometrik karakterli yazılarla birlikte nefis bir harmoni oluşturarak cepheye ayrı bir değer kazandırmıştır. Sütunçelerin üstünden başlayıp kademe kademe yükselen mukarnaslı kavsaraların köşelerindeki bitkisel süslemedeki iç içe helezonik kıvrımlı dal ve yapraklar çok etkileyicidir. Taçkapının yanlarında profilli silmeler içine alınan dikdörtgen pencerelerin etrafı içten mukarnas dolgularla dıştan yazılı kartuşlarla çerçevelenmiştir. Kartuşlar yanlarda düz, üstte kavisli olarak kemerlenmiş, köşelik ve kemer içleri nebati motiflerle doldurulmuş ayrıca mermerlerin arasına turkuaz renkli mozaik çiniler monte edilmiş olup, bu çiniler diğer pencerelerde de tekrarlanmıştır. Pencerelerin aralarındaki mihraplarda da aynı benzer zenginlik tekrarlanmıştır. Cephenin üst katındaki balkonlardaki ajurlu mermer şebekeler de çok etkileyici ince bir işçilik sergilerler. Diğer cephelerdeki pencerelerde de mermer işçiliğinin bütün güzelliklerini takip etmek mümkündür.

Önce asıl cami mekanından tamamıyla ayrılmış çapraz tonozlu odalar arasında yer alan iki katlı giriş bölümünün alt tarafında saray mahfilleri, üstte ise sultan mahfili ve ocaklı odalarla diğer daireler bulunmaktadır. Giriş sofasının iki yanında merdiven holleri ile bunların üst katında bulunan dışarıya açık balkonlar içeriyle bağlantısız olup dayama merdivenle çıkılabilmektedir. Üst kata çıkış taçkapıdan sonra gelen 2,30 metrelik dar bir koridorun iki tarafındaki pencere içinden yükselen bir merdivenle sağlanmış olup, koridorun ucu doğu ve batıdaki tonoz örtülü kanat odalarına kadar uzanır.

Caminin tarihini ve ustalarını belgeleyen kitabe taç kapıdadır. Zıvanalı kemer üstündeki üç satırlık Arapça sülüs kitabede uzun bir giriş ve tanıtımdan sonra şarkın ve garbın büyük sultanı, Arab ve Acemin Hakanı diye devam eden sultanın eseri 822/1419 Aralık ayında yaptırdığı yazılıdır. İnşa kitabesinin yan kanatlarındaki birer satırlık yine Arapça kitabede caminin işini tanzim eden, resmini çizen, usülleri koyanın Ahi Bayazid oğlu Hacı İvaz Paşa olduğu anlaşılmaktadır.

Caminin içi kuzey ve güneyde ard arda iki kubbe ile örtülmüştür. İç avlu olarak da kabul edilen 13 metre çapındaki kubbenin örttüğü şadırvanlı ilk mekanın sağında ve solunda birer eyvan yer almaktadır. Yapının “T” planlı şemasını oluşturan bu kanatlar birer sivri kemerle orta bölüme bağlanmış, üstleri de 24 dilimli birer kubbe ile kapatılmıştır. İç avlunun kuzeyinde giriş koridorunun iki tarafına gelecek şekilde zengin çinilerle bezeli müezzin mahfili bulunmakta, üst katta da sultan mahfili yer almaktadır. Prizmatik üçgenlere oturan orta kubbenin üstüne iç avluyu da sembolize eden bir aydınlık feneri açılmış, hemen altına yerleştirilmiş yekpare mermerden sekizgen planlı fıskiyeli havuz adeta yapıyla özdeşleşmiştir. Müezzin mahfillerinin duvarları kubbeli mekana bağlanan Bursa kemerlerine kadar çini ile kaplanmıştır. Yan kanat eyvan duvarları da 3,50 metre yüksekliğe kadar altıgen plaka çinilerle kaplıdır. Son derece ince ve kaliteli işçilikle ele alına bitkisel bezemeli çinilerde altın yaldıza da yer verilmiş, ancak son restorasyonlardaki yenilemelerde yapılan büyük hatalarla motifler bozulmuştur.

Sultan mahfelinin bir başka benzeri bulunmamaktadır. “Bursa tipi” büyük bir kemerle harime açılan bu mahfilin önündeki ajurlu şebekelerden, duvar kaplaması ve tonoz örtüsüne kadar bütün yüzeyi kaplayan renkli sır tekniğindeki çinilerin Türkiye’de başka emsali de yoktur. Renk, desen ve kompozisyon olarak büyük bir uyum içinde ele alınan ve organik bir bütünlük gösteren bu muhteşem çinileri yapan ustanın adı mahfildeki geniş bursa kemerinin alt kenarına Muhammed el Mecnun olarak çini üzerine yazılmıştır. Burada yine taş üzerine yazılan nakkaş Ali bin İlyas ali isimli bir ustanın adı geçmektedir. Kendisi Timurla birlikte 1402’de Semerkand’a gitmiş, oradaki teknik incelikleri öğrenip, eserleri inceledikten sonra Bursa’ya dönüp onlardan daha kaliteli olan bu külliyeyi yapmıştır. Taş, mermer, çini, ahşap, alçı gibi bütün süslemelerin tam bir üslup içinde hazırlanmasında şüphesiz ki bu sanatçının büyük rolü bulunmaktadır ve kalem işleri de dahil olmak üzere bütün bunların 1424 yılında bu usta tarafından tamamlandığı anlaşılmaktadır.

İç mekanı örten mihrap önündeki kubbe ile ilk kubbe büyük bir kemerle birbirinden ayrılmıştır. Birkaç basamakla yükseltilmiş olan mihrabın bulunduğu bu bölüm biraz daha sade tutulmuştur. Buraya doğu ve batıdan bitişen kare mekanlı ve dilimli kubbelerle örtülü odalar birer kapı ile harime açılmakta, içlerindeki yaşmaklı ocakların yanında maşalık, dolap ve nişlerle birlikte duvarlardaki harkulade alçı kaplamalar ve raflarla dikkati çekmektedir. Bunların yanın alt sıradaki pencere kapakları, yekpare tahta üstüne stilize dal ve yapraklarla bezenmiş pencere iç tavanı yine oyma mermerle kaplanmıştır. Yanlardaki eyvanlı kanatlarla kubbeli mekanların kanatları 3,50metre yüksekliğe kadar altıgen plaka çinilerle kaplanmış, kıble duvarına Türk cami mimarisinin en büyük çinili mihrabı yapılmıştır. Altı metre genişlik ve 10,65 metre yükseklikteki mukarnas kavsaralı mihrabın nişi çokgendir. Dıştan içe doğru sırası ile sülüs ve kufiden meydana gelen bir yazı bordürü, mukarnaslı bir silme, geometrik motifli bordürden sonra bitkisel bordürle çevrelenmiş, yüzeyine dönemin en güzel çinileri uygulanmıştır. 12 sıra mukarnas dolgulu kavsaranın üstünde bir ayna yer almakta ve palmet tepelikli bir taçla tamamlanmaktadır.

Dış çerçevedeki kufi ve sülüs karışımlı girift yazıda hadisler, ayetler yazılmış, sütuncelerden soldakine Güldeste’den bir beyi, sağdakine de Tebrizli ustanın işi anlamına gelen “Amel-i Üstadan-i Tebriz” ibaresi işlenmiştir. Yazının yanında rumi hatailerin hakim olduğu mihap beyazı firuze, lacivert ve altın yaldızlı olarak kabartmalı çinilerle kaplanmış, tepesinde kırmızı zemine beyaz olarak çok iri sülüsle Kelime-i tevhid yazılmıştır. Bütün süslemelerinin yanında özellikle çinileriyle ön plana çıkan ve ismini de bundan alan camide kullanılan çiniler 15. yüzyılda Anadolu’da uygulanmış olan “ Cuerde Seca” olarak da adlandırılan renkli sır tekniğinde olup son derece kalitelidir ve bütün renklerin kullanılmasına imkan vermektedir. Selçuklulardan farklı olan bu çinilerle muhteşem bir üslup ortaya konmuş, levhalar halinde çok renkli sır tekniği ile yapılarak mozaik çinilere benzetilmiştir.  Renk sınırlarını ayıran konturlar da siyahtan başka kırmızı da kullanılmıştır. Selçuklulardaki kısıtlı renk problemi bu teknikte giderilmiş, sarı, yeşil, beyaz ve mor renkler de süslemeye katılmış ve hatta hakim renkler olmuştur. Sultan mahfilinde kullanılan mozaik çiniler de teknik ve renk yönünden Selçuklulardan daha ilerdedir.

Caminin kuzeydoğu ve kuzeybatısında yükselen muntazam kesme taş kaplamalı minareleri tek şerefelidir. Yüksek bir kaide üstüne oturan çokgen gövdeleri alt ve üstten birebir taş bilezikle sınırlanmıştır. Şerefenin üstündeki kısa ve ince petek ve üstünde boğumlu bir külah yer almaktadır. Sonradan yapılmışlardır.

Yaşar ERDEMİR

KAYNAKÇA

Ekrem Hakkı Ayverdi, Osmanlı Mimarisinde Çelebi ve II. Sultan Murad Devri 806-855 (1403-1451) II, İstanbul 1972, s.46-94; Celal Esat Arseven, Türk Sanatı Tarihi, C.I, İstanbul(Tarihisz), s.255-266; Oktay Aslanapa, Osmanlı Devri Mimarisi, İstanbul 1986, s.37-42; Sedat Çetintaş, Yeşil Cami ve Benzerler Cami Değildir, İstanbul 1956; Albert Gabriel, Monumenst Tures d’ Anatolia, Paris 1954; Abret Gabriel, Une Capitale Tugue-Brousse, Paris 1958; Abdullah Kuran, The Mosque in Early Ottoman Architecture, Chicago 1968; Kazım Baykal, Bursa Anıtları, İstanbul 1950; Komisyon, Türkiye’de Vakıf Abideleri ve Eski Eserler III, Ankara 1983, s.216-227; Şerare Yetkin, Anadolu’da Türk Çini Sanatının Gelişmesi, İstanbul 1986, s.201-210; Suut Kemal Yetkin, Türk Mimarisi, Ankara 1970, s.175-178.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
İstanbul evden eve nakliyat izmir dijital ajans dijital pazarlama vds satın al